<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Şerafeddin Kalay</title>
	<atom:link href="http://www.serafeddinkalay.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.serafeddinkalay.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Nov 2011 11:27:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bayram Doğru</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/bayram-dogru.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/bayram-dogru.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 11:27:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=554</guid>
		<description><![CDATA[Gönül ne kadar arzu ederdi &#8220;Bayrama Doğru&#8221; başlığı altında sevinçleri, coşkuları, içten gelerek duyulan mutlulukları, sevgileri, özlemlerin giderilmesine duyulan iştiyakı&#8230; dile getirmeyi. Gönül ne kadar isterdi, bir çok insanımızın evinde veya çevresinde başlayan hac yolculuğu hazırlıklarının tatlı duygularını, heyecanlarını anlatmayı&#8230;
Bir araya gelişleri, helalleşmek için ziyaretleri, önceden hacca gidenlerin safiyane duygularla dile getirdikleri hatıralarını, bir Yemenli, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gönül ne kadar arzu ederdi &#8220;Bayrama Doğru&#8221; başlığı altında sevinçleri, coşkuları, içten gelerek duyulan mutlulukları, sevgileri, özlemlerin giderilmesine duyulan iştiyakı&#8230; dile getirmeyi. Gönül ne kadar isterdi, bir çok insanımızın evinde veya çevresinde başlayan hac yolculuğu hazırlıklarının tatlı duygularını, heyecanlarını anlatmayı&#8230;</p>
<p>Bir araya gelişleri, helalleşmek için ziyaretleri, önceden hacca gidenlerin safiyane duygularla dile getirdikleri hatıralarını, bir Yemenli, bir Endenozyalı, bir Pakistanlı veya Sudanlı&#8230; ile yaşadıklarını, musafahalaştıklarını, dil, örf farklılıklarının sebep olduğu latîfeleri, onları anlatış şekillerini kaleme alıp paylaşmayı&#8230; Tavsiyeleşmeleri, vedâlaşmaları, siparişleri, gönderilen selâmları; &#8220;Kabe&#8217;nin yanında, Allah Rasûlü&#8217;nün önünde bizi unutma, çocuklarımızı, mü&#8217;min kardeşlerimizi&#8230; unutma!&#8221; deyişleri, gözlerden süzülen yaşlarını&#8230; Uğurlarken seninç, gıbta ve hasretle karışık el sallayışları, önceden gidenlerin özlem duygularını, gidemeyenlerin gönül burukluklarını, arzu ve ümitlerini yazmayı&#8230; Gönül ne kadar isterdi kurban için alınan kınalı koçun çocukların ürkek ellerinden yem yiyişlerini, ekmek alışlarını, avuçlarından tuz yalayışlarını&#8230; Sevinç, coşku ve tertemiz duyguların semaya yükselen bir havaî fişek gibi bayramla birlikte patlayışının çevreye saçtığı rengârenk ışık kümelerini, pırıltılarını&#8230; tasvir etmeyi. İnanıyoruz ki, bu güzellikler inşaallah yine yaşanacak, çöken sis perdelerine, kara bulutlara, insanların gönül atmosferine bırakılan kirli, dumanlı havaya rağmen yine duyulup hissedilecek. İnsanlar bir kaç günlüğüne de olsa sevginin, sevincin, iyiliğin, yardım severliğin, dostluğun, hoşgörünün ve manevî güzelliklerin süslediği çiçekli bahçelerde gezecekler, gönüllerinde bahar rüzgarlarının güzel kokusunu, ruhları okşayıcı letâfetini duyacaklar&#8230; Mânevî havayı küllendirme gayreti içinde olanlar, bu güzellikleri silemeyecekler; besmele, duâ ve tekbirlerle kesilen kurban etleri yine muhtaç âilelere, yıl boyu et yüzü görmeyen yuvalara uzanacak, yine mukaddes diyâra selamlar gönderilecek, yine Kâbe&#8217;den gelen zemzemler, Taybe&#8217;den gelen hurmalar dalga dalga yükselen mânevî bir atmosfer içinde ikram edilecek, yine eski ve yeni hac hatıraları paylaşılacak&#8230; Ancak çöreklenen kara bulutların, gittikçe yoğunlaşan kirli havanın ufkunu daralttığı, umutlara, hayallere gölge düşürdüğü, nefesleri tıkadığı, şevkleri kırdığı, tiksinti uyandırdığı&#8230; çevremizdeki güzelliklerden, Mevlâ&#8217;nın bahşettiği nimetlerden haz alma payımızı düşürdüğü de bir gerçek. Zira cadı kazanı gibi kaynatılan bir dünyada yaşıyor, ucu uçuruma açılan raylar üzerinde seyreden bir trende bulunduğumuzu hissediyoruz. Üstelik basîretsiz, ruhsuz, nasibsiz, gayesiz, hedefsiz, dirâyetsiz ellerin, asâlet, hürriyet ve gerçek mutluluğun ne olduğunu ve kıymetini bilmezlerin yönlendirdiği bir trende&#8230; Böyle bir durumda çevremizde güzellikler görsek de, vâdîlerden ovalardan geçerken çevremizde hayranlık uyandıracak manzaralara tanık olsak da bunların bizlere yeterince sürûr vermeyeceği de bir gerçek&#8230; Evet, yamaçlardan dökülen ağaçların yeşil dokusu, kırları süsleyen çiçeklerin canlılığı, renk tonları ve güzel kokusu, bu raylarda gidişin sonucunun uçurum, dünya ve âhiret kaybı olduğunu bilenlere huzur vermiyor. Çivilerin beton duvarlara işlemeyişi gibi, sözler de katılaşmış, taşlaşmış kalplere işlemiyor, ya eğilip bükülüyor ya da geri dönüyor, fayda vermiyor. Hatta söylenmesi bile istenmiyor. Yeni dünyadan yeni umutlardan söz ediliyor. Gidilen yönün, çizilen rotanın doğruluğundan, insanlığa saadet getireceğinden bahsediliyor&#8230; Hep dinliyoruz. Beynimizde her gün koşturulan bu propaganda atlarını nal seslerine kulak veriyoruz, vermek zorunda kalıyoruz. Ancak bizi yaratan Rabb&#8217;ımız akıl ve idrak vermiş, düşünüyoruz: Bu rotayı kim çiziyor? Yeni dünyanın ölçülerini kim koyuyor? Kimin için koyuyor? Biz bu dünyanın neresinde, nasıl yer alacağız? Nelerden vaz geçip neler elde edeceğiz? Yaratanın insafını, merhametini reddedip kimlerin insafına kalacağız? Öne çıkarılıp vitrinlenenler neler? Perde gerisinde neler var? Şimdiden kendisini hissettirenler arkasında neler saklıyor? Suyun altında neler var?.. Bir milleti başkalarının çizdiği rotaya doğru sevkedenler, neye sebep olduklarını, nasıl bir gelecek hazırladıklarını hiç hesap ediyorlar mı? Başlarını hiç iki ellerinin arasına alıp düşünüyorlar mı? Yoksa hipnotize edilerek robotlaştırılmış gibi, yaptıklarını tefekkür süzgecinden geçirmeden şuursuzca mı hareket ediyorlar? Bu soruların dahası da var. Hem de çok fazlası&#8230; *** Görünüşte yeni dünyanın önderliğini Amerika yapıyor. Ana hatlarını o çiziyor. Bu yolda önlerine çıkacak engelleri aşma planlarını da o yapıyor, uyguluyor, uygulattırıyor&#8230; Bizler de şahsiyetimizi, asırlar süren şanlı tarihimizi, kendi değerlerimizi, unutmuş, dışlamış, umutlarını onlara bağlamış, tam teslimiyetle peşlerine takılmış gidiyoruz. Ancak umutlarımızı bağladığımız, ülkemizin yarınlarını neredeyse bütünüyle kendilerine teslim etme yolunda olduğumuz, artık dünyada tek güç olmanın keyfini çıkarmaya başlayan ve havasını atan, her fırsatta bunu vurgulayan&#8230; bütün dünyaya umut dağıtan, akıl öğreten Amerika, daha dün gibi yakın denecek bir tarihte (1945&#8242;te) Hiroşima ve Nagazaki&#8217;ye attığı atom bombasıyla asker, sivil, kadın, çocuk 250.000&#8242;den fazla insanı katleden, yüzbinlerce insanı sakat bırakan, binlerce âileyi acıyla kıvrandıran ve dönüp yıktıklarına bakmak tenezzülünde bile bulunmayan ülke değil mi? Tesiri ve acıları dinmeyen bu olayı, biz ne çabuk göz ardı ettik? Niçin ibret defterimizin bir köşesinde durmuyor? 1945&#8242;ten burnu sürtülmüş olarak terketmek zorunda kaldığı 1975&#8242;e kadar Vietnam&#8217;da tahminî 3 Milyondan fazla insanı öldüren, milyonlarca insanı sakat bırakan, milyonlarca insana işkence eden, tecavüz eden, ruh sağlıklarını bozan, geride maddî manevî bir harabe bıarakan o değil miydi? Demokrasi gayretlerini unutup 1953&#8242;te yaptığı müdahele ile şah rejimini başa getiren, Şahın yaptığı baskı ve işkencelere destek veren, o sırada inleyenlere dönüp bakmayan, akıl almaz silah ve imkanlarla Şahı donatarak İran&#8217;ı Orta Doğu&#8217;nun silah deposu haline çeviren, besleyip büyüttüğü şah rejimi yerle bir olunca feryad edip fırtınalar koparan o değil miydi? İlk fırsatta Irak&#8217;ı körükleyip vaadlerle İran üzerine saldırtan, paralarını diğer İslâm ülkelerinden alarak bu ülkeye silah yağdıran, kullandığı kimyasal silahlara göz yuman, yaptıklarının karşılığı Kuveyt&#8217;i vaadeden, gerekli seneryoyu hazırlayıp Bağdat Sefiresi kanalıyla; &#8220;Sen Kuveyt&#8217;i işgal et; biz bunu bir iç mesele sayar, olayı kapatırız&#8221; diyerek ümit veren, Kuveyt işgal edilince seneryonun diğer bölümünü harekete geçiren ve dünyayı Irak&#8217;ın başına üşütüren, bu arada bir çok İslâm ülkesini de emellerine âlet eden&#8230; o değil mi? &#8220;Benim bombalarımın önünde sığınaklarınız fayda vermez&#8221; dercesine sığınağa bomba atıp içindekileri kömüre çevirdikten sonra &#8220;Yanlışlık oldu. Biz sığınaktan askerî sinyaller almıştık&#8221; diyen o değil miydi? Körfezi ele geçirmek ve kendi çıkarlarını sağlama almak, verilen silahlarla İsrail karşısında güç oluşturan Irak&#8217;ı işi bittikten sonra yok etmek isteyen, böylece kendi sattığı silahları da yine parasını aldığı silah ve füzelerle ortadan kaldıran, İslâm ülkelerini birbirine düşüren ve bir taşla bir çok kuş birden vuran o değil mi? Körfez ülkelerinde üs kurarken; &#8220;görevimiz bitince gideceğiz&#8221; diyen, ancak Saddam&#8217;a dokunmayarak tehlike vehmini sürdürten ve başta Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere bir çok İslâm ülkesine çöreklenen, Varşova Paktı Ülkelerinin hudut boylarından çektiği, bir çoğu psikolojik rahatsızlık yaşayan askerlerini kendi ülkesine götürmeyi sakıncalı bulup bu ülkelere yığan ve besleten o değil mi? İşgal sırasında sadece iki kişinin öldüğü Kuveyt&#8217;e müdahale için neredeyse saniye kaybetmeyen, ancak Bosna&#8217;ya müdahale için üç yıl bekleyen ve binlerce insanın insanlık dışı yollarla katledilmesine göz yuman ve gelmeden önce &#8220;biraz daha yapacağınız var sa yapın&#8221; dercesine süreler tanıyan o değil miydi? Ne yazık ki bu liste oldukça kabarık. Kore&#8217;de, Şili&#8217;de, Panama, Haiti, Filipinler, Küba, Nikaragua, Kamboçya, Laos, Dominik Cumhuriyetlerinde yapılanlar, Somaliyi işgal gayretleri, bahaneyle Sudan&#8217;daki ilaç fabrikasını bombalama, Libya, İran, Irak, Sudan&#8230; gibi bir çok İslâm ülkesine uygulanan ticârî amborgolar, CIA&#8217;nın at koşturduğu ülkeler&#8230; büyük bir yekün tutuyor. Filistin&#8217;de dökülen müslüman kanlara göz yumduğu, her fırsatta İsrâil&#8217;in arkasında yer alarak üzerine neredeyse toz kondurmadığı artık herkes tarafından biliniyor&#8230; Ne var ki, sanki bütün bunlarla hiç bir ilgisi yokmuşcasına dünyaya iyilik dersleri veriyor, ektiğini biçtiğini kabul etmeyip başkalarından hesap soruyor. Yavaş yavaş ölüme sürüklediği Irak halkına bu gün Afgan halkını da eklemek istiyor&#8230; İşte size yeni dünyayı yönlendiren&#8230; Eğer yeni dünyayı asıl yönlendiren, İsrâil veya &#8220;Derin Dünya Devleti&#8221; ise durumun vahameti elbette ki daha büyük, tehlikeler daha derindir. Ne yazık ki buz dağını görünmeyen tarafının bu olma ihtimali çok daha yüksek. Geldiğimiz bu noktada bütün bu yaşananları ve çevremizdeki diğer gelişmeleri çok iyi değerlendirmek, derin derin düşünmek ve kendimize bir yön vermek, ne yaptığımızın farkına varmak, ne yapacağımızı iyi hesap etmek zorundayız. Bilinmelidir ki, akıp giden günler bir daha geri gelmeyecek günlerdir. Atılan adımları geri almak da çok zordur. Ağ durmadan etrafımızı sarıyor&#8230; Şubat ayı, aniden atağa geçen soğuklarıyla, fırtınaları, tipileriyle bilinirdi. Hatta Anadolu&#8217;nun birçok yerinde eskiler ona &#8220;deli gücük&#8221; derlerdi. Ne yazık ki şimdi daha kötü çağrışım yapmaya; ihtilaller, dayatmalar, krizlerle&#8230; anılmaya başladı. İnşaallah gün gelir güzelliklerle de yâdedilen ay olur ümit ediyoruz. Zikri Hakîm&#8217;de Yakup (a.s.)&#8217;ın dilinden bir irşad zikredilir: &#8220;Allah&#8217;ın rahmetinden, feyz ve bereket rüzgârından ümit kesmeyin! Allah&#8217;ın rahmetinden ancak kâfirler topluluğu ümit keser.&#8221; (Yusuf, 12/ 87) Âyette &#8220;rahmet&#8221; diye meallendirilen &#8220;ravh&#8221; kelimesi, esasen içinde tatlı kokular taşıyan, gönül okşayan ve hafiften esen rüzgar demektir. Böyle bir latif benzetmeyle rahmet manasına kullanılmıştır. Gönüllerimizi böyle tatlı okşayan rahmet rüzgarlarına hasretiz. Özlemini duyuyoruz. Ona ne kadar ihtiyacımız var&#8230;. Enfâl Sûresinin ikinci âyeti kerîmesinde mü&#8217;minler şöyle tarif ediliyor: &#8220;Mü&#8217;minler o kimselerdir ki; Allah&#8217;ın ismi celâli anılınca kalpleri sevgi ve haşyetle ürperir, kendilerine Allah&#8217;ın âyetleri okunduğunda onu kabul edip, emir ve yasaklarını yerine getirerek hayatlarına yansıtıp imanlarına iman katarlar. Onlar Rabb&#8217;lerine gerçekten güvenen, dayanan kimselerdir.&#8221; Bu niteliği kazanmalı ve mutlaka korumalıyız. Bir çok olumsuzluklar yaşadığımız bir gerçek. İslâm nûrunu söndürmek, köreltmek, çarpıtmak ve aslî istikametinden saptırmak için içten ve dıştan ciddî gayretlerin olduğu da bir gerçek. Ancak Allah nûrunun üflemekle sönmeyeceği daha büyük bir gerçek&#8230; Unutulmamalıdır ki Firavun da kendisinin dünyada tek güç olduğunu zannediyordu. Şimdi görüntüsü ibret sergiliyor. Bilinmelidir ki, toplu helaka uğrayan milletler, sadece Allah&#8217;ı inkarından, hak dini reddedişinden dolayı helak edilmemiştir. İncelendiğinde görülecektir ki onlar, bu inkar ve sapıklıkları, zulüm ve ahlaksızlıkla çerçevelendiği, yaşadıkları hayatı zulüm, hak gasbı, ekonomik ayak oyunları, ahlâkî bozukluklarla çirkef bir yaşantıya döndürdükleri an yeryüzünden silinmişlerdir. Zulüm, kan, gözyaşı&#8230; ancak kalbi ve vicdanı olmayan sadist ruhlara zevk verir ve Allah&#8217;ın gazabını çeker. Biz ümit kesmiyoruz&#8230; Bayramlarla birbirimize daha kenetleniyor ve bize, İslâm gibi sevgi, şefkat, merhamet, kardeşlik, iyilik etme, muhtacın elinden tutma, iyiliği yayma, kötülükten alıkoyma, ömrü hak yolda sarfetme&#8230; her vesîleyle kendine yönelme arzusunu bağışlayan, gönüllerimizi iman nûruyla besleyen Rabbimize hamdediyoruz. Yol O&#8217;nun, varlık O&#8217;nundur. Biz bu arzuyla çalışmaya, didinmeye devam ediyoruz. Karanlıklardan aydınlık doğacağını biliyoruz. Bayramları tebrik ediyor, mebrur haclar niyaz ediyoruz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/bayram-dogru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hacc&#8217;dan Sahabenin Ahlakıyla Dönün</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/hac.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/hac.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 10:15:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Makalat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=714</guid>
		<description><![CDATA["Hac ibadeti her şeyden önce Allah`ın rızası için yapılır. Bu duygu gönülden ve derinden hissedilmelidir. Hacca gidenler iblisin uşaklarından uzak dursaydı dünyanın ve İslam âleminin çehresi değişirdi”
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><html /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/11/02/hac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümit Rüzgârları ve Hayat Fırtınaları İçinde İhmal Edilen GENÇLİK</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/03/25/umit-ruzgarlari-ve-hayat-firtinalari-icinde-ihmal-edilen-genclik.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/03/25/umit-ruzgarlari-ve-hayat-firtinalari-icinde-ihmal-edilen-genclik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Mar 2011 16:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Makalat]]></category>
		<category><![CDATA[agd dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu gençlik derneği]]></category>
		<category><![CDATA[genc]]></category>
		<category><![CDATA[genç sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[İhmal edilen gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal edilen gençlikler]]></category>
		<category><![CDATA[ümmül kura]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=708</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Şerafeddin Kalay
Ümit Rüzgârları ve Hayat Fırtınaları İçinde İhmal Edilen GENÇLİK
Gençlik; bedenî gücün doruk noktasına erişi. Kanın damarlarda delicesine akışı. Kendini isbat arzu ve isteğinin coşuşu. Kişilik arayışının en yoğun günleri&#8230;
Bitmeyen bir enerji. Fırtınalar dünyası… Umutlar, emeller ve uzanıp giden hayaller&#8230;
Genç; ucu bucağı görünmez okyanuslara açılmak için hazırlık yapan bir gemi misâli, demirlediği limandan bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Şerafeddin Kalay</strong></p>
<p><strong><em>Ümit Rüzgârları ve Hayat Fırtınaları İçinde İhmal Edilen GENÇLİK</em></strong></p>
<p>Gençlik; bedenî gücün doruk noktasına erişi. Kanın damarlarda delicesine akışı. Kendini isbat arzu ve isteğinin coşuşu. Kişilik arayışının en yoğun günleri&#8230;</p>
<p>Bitmeyen bir enerji. Fırtınalar dünyası… Umutlar, emeller ve uzanıp giden hayaller&#8230;</p>
<p>Genç; ucu bucağı görünmez okyanuslara açılmak için hazırlık yapan bir gemi misâli, demirlediği limandan bu uzun yolculukta kendine ne lazım olacaksa, kalem kalem tesbit edip alarak ambarlarına yerleştirmek zorunda olan umut, azim dolu bir yolcu ve önünde hayat denizi&#8230;</p>
<p>Çocukluk duygularını, oyun hevesini, eğlence merakını, ebeveyne muhtaçlığı henüz içinden atamamış, ancak yavaş yavaş mesûliyetin omuzlarına yüklenmeye başladığını hissetmiş bir hayat merdiveni tırmanıcısı&#8230;</p>
<p>Genç denince aklımıza ataklık, cesâret, açık sözlülük (sarâhat), azim, şevk, tuttuğunu koparmak isteyen bir dirâyet, heves, merak, ileriye yönelik umut ve hayallerle birlikte yeni kök salmaya başlayan bir şahsiyet geliyor.</p>
<p>Yaşlanan ağaçların meyvelerinin küçülmeye başladığı, eski verimini kaybetmeye yüz tuttuğu, gövdelerinde oyukların çoğaldığı, gövdesinde asalak bitkilerin boy gösterdiği gibi, içinde yaşadığımız dünya da bir taraftan kendisi yaşlanırken, diğer taraftan hizmetine sunulduğu insan nesli de yaşlanmaya, gariplikler sergilemeye başlamıştır&#8230;</p>
<p>Dünyanın ve insanlığın yaşlı çehresine rağmen yurdumuzun genç nüfusunu koruyan birkaç ülkeden biri olduğu ve bu yönüyle, kapısında yıllardır boynu bükük, neredeyse her alanda teslimkâr durduğumuz, içeri alınırız ümidiyle ayrılamadığımız Avrupa’nın uykularını kaçırdığı bilinen bir gerçektir. Bu durum, birçok ülkenin geleceğine yönelik endişeleri sebebiyle adam ithal etmeye başladığı bir dünyada, anlayanlar, geleceğe yönelik iyi umutlar besleyen ve basîretli planlar yapanlar için elbette büyük nimettir.</p>
<p>Genç nüfusun varlığının nimet olduğunu sözlerken içimizin dolu dolu olmadığını, kalbimizin acıyla burkulmadığını, zaman zaman öfkeyle dolmadığımızı söylememiz mümkün değildir.</p>
<p>·          Milyonlarca gençlik hedefsiz, gayesiz, umutsuz, emelsiz dolaşırken acı duymamamız mümkün müdür?</p>
<p>·          Âhireti unutturulmuş, dünyası karartılmış, çökertilen sis, toz ve dumanla yarını perdelenmiş bir nesli seyretmek insan gönlüne haz verebilir mi?</p>
<p>·          Okumak, ilim dağarcığına bir şeyler yerleştirmek için çırpınan bir nesil, elinden tutanı bulamazsa, kendine yol gösterecekler yolu bilmezse, ümitleri, hayalleri yaylım ateşine tutularak birer birer yok edilirse, önünde zâlimce açılmış çukurlar, uçurumlar, kurulmuş tuzaklar görürse, onun düştüğü bu durum bizi yaralamaz, öfkelendirmez mi?</p>
<p>Yaratıcısının emri gereği başını örten bir genç kızın takdir edilmesi gerekirken; “yaratıcısını bilen, onun kullarına hizmette kusur edemez, gönlünde çirkin duygular dal budak salamaz” gerçeği ters yüz edilirken, okuma hakkı elinden alınırken, binlercesinin önüne de aşılmaması için bütün tedbirleri alınmış setler çekilirken hayata gülen gözlerle bakmak mümkün mü?</p>
<p>Onların gözyaşlarını zevkle seyredecek kadar vicdansız mıyız? “Ya istikbalini kaybeder, ya da Allah’a isyan edersin” diyerek kendilerine ölümlerden ölüm beğendirecek kadar iz’ansız mıyız?</p>
<p>Yahut bütün bunlara aldırmayacak, yapılanları hoş karşılayacak, umursamayacak kadar taş kalpli, boş kalpli et ve kemik yığınları mıyız?</p>
<p>Ancak benim asıl anlatmak istediğim, kalemimin beni sürükleyip getirdiği bu sıkıntılar, insanlıktan nasibi olan herkesin duyarsız kalmayacağı bu dertler değil. Benim bu satırlarda sizlerle paylaşmak istediğim; <strong>“gençliğimizi ciddi bir eğitimden geçirmediğimiz”</strong> gerçeğidir. Kabiliyeti ne olursa olsun, hangi mesleğe yönelmek isterse istesin, hevesi ne olursa olsun onlarla İslâm adına temel bilgiler vermediğimizdir. Buna yönelik ciddi bir çalışma yapmadığımızdır.</p>
<p>Şahsiyetleri oluşurken, kasları, kemikleri, vücut azâları yerli yerine otururken, onlar gibi fikir ve bilgi taşları da onun hayat binasında yerlerini alırken, iki cihan saadetlerine temel olacak bilgileri de gereken yerlere yerleştirmediğimizdir.</p>
<p>Yasaklar, dayatmalar ve tehditlerle bunalan ve sadece imanı kurtarma kaygısına düşülen günler geride bırakılıp İslâm’a yönelme, Mevlâ’ya gitme aşkı yeni bir heyecanla damarlarda dolaşmaya başladığı yıllardan itibaren “İslâmî Gençlik” kimliği adı altında binlerce gencimiz oldu. Kısa sürede konferans salonlarına spor salonlarına, miting meydanlarına sığmaz hale geldiler. Bu, hasretin, gayretin; bu, Mevlâ’nın verdiği bereketin bu neticesiydi. Gerçekten aşk, şevk azim ve gayret dolu yıllar yaşandı. Her türlü takdire lâyık fedakârlıklar sergilendi&#8230;</p>
<p>Eski yılların hatıralarına dalıp gitmekten kendimizi kurtarmaya çalışarak söylemek istediğimiz bir şey var: “Biz binlerce gencin, İslâmî duygularla yeşermesine, çirkefleri, bataklıkları bırakıp Hakka yönelmesine, hedefsizlik ve gayesizlik, yarınsızlıktan kurtulup ulvi gâyeler edinmesine, her şeyi devirmek hırsından kurtulup dirilmesine, yıkıp-yumurmaktan, imar etme, yapma şuuruna ermesine, meyhanelerden, diskolardan kurtulup câmilere, kütüphanelere, dergâhlara girmesine; İblîse uşak ve hizmetkârlarına maşa olmaktan kurtulup Allah’a kul, Rasûlü’ne ümmet olmasına sebep olduk. Ancak bir şeyi yapmadık: <strong>Biz onları eğitmedik.</strong> Yaptığımız çok güzeldi; ancak onu tamamlamadık, yarım bıraktık…</p>
<p>İslâm’a gönül veren gencimiz, eksiklerini, imkânları derecesinde kendi tamamlamaya çalıştı. Gönül birliği yaptığı, sevgi duyduğu bir ağabeyinden bilgi almaya, onun tavsiye ettiği kitapları bulmaya, onlardan bilgi devşirmeye gayret etti.</p>
<p>Bir hoca buldu, bilgi alabilmek, bir şeyler öğrenmek için onun dizi dibine çöktü, onun yanına gidip gelmeye başladı. Seminerler kovaladı, konferanslar takip etti, yazarların özel sohbetlerine gitti. Cemiyet, vakıf, dergâh buldu, yitiğini orada aradı. Bir yurda yerleşti, oradaki kardeşleriyle kaynaştı, arayışını orada sürdürdü. Bazen ne aradığını bile bilemedi.</p>
<p>Gazete okudu, dergi okudu&#8230; Derebildiği kadar kendi imkân, anlayış, kavrayış kapasitesi kadar bilgi edindi&#8230; Belki; didindi, gayret etti, çok şey öğrendi. Ancak ortada bir gerçek vardı; edindiği bilgiler derli toplu değildi. Belli bir basamaklama, plan ve program çerçevesinde de değildi.</p>
<p>Kısaca gencimiz, eğitilmedi.</p>
<p>O, bir parıltı, bir ışık yakalamıştı, ona doğru gitmeye çalıştı. Bilgileri köklü olmadığı için bocaladığı, sarsıldığı, akıntılara kapılıp sürüklendiği onlar oldu.</p>
<p>Mesela İran inkılâbı gençliğimizde fırtınalar estirdi. Kendilerini selefî olarak adlandıranlar içimizde çalışma zemini buldu. Hümanist duygu ve düşüncelerle, hırçın tavırlar; aşırı hürmet duygularıyla, hiçbir şey beğenmezlikler; İslâm adına söylenen her şeyi -doğru olsun, yanlış olsun- kabullenişler; her şeye tenkit gözüyle bakışlar gibi zıtlıklar meydanda kol gezdi. Dalgalar üzerindeki küçük dalgalar gibi ayrıca kabaranlar, köpürenler, esen rüzgârlarla yön değiştirenler oldu…</p>
<p>Eğer biz, ifrat ve tefritten (aşırılıktan) uzak, Rabbimiz Rasûlü’ne nasıl vahyetti, o da ümmetine nasıl tebliğ etti, nasıl yaşadı, nasıl öğrettiyse; ilim, irfan ve ihlâsla yoğrulu âlimlerimiz bu bilgileri asırlar boyu nasıl ince bir titizlikle ördü, işlediyse öylece öğretmeye çalışsaydık, gençliğimize temel bilgiler verseydik bu sarsıntıların çoğu şüphesiz yaşanmazdı. Onları saf ve berrak bilgilerle yoğursaydık, elbette onlar da birbirine perçinlenerek sarsılmaz bir kale meydana getirirdi.</p>
<p>Bu hedefle, iki üç basamaklı “temel bilgiler kitapları” ve bunları besleyici yan kitaplar hazırlansaydı; halkalar oluşturarak gençlerimizi aynı bilgilerle yoğrulsaydı, bu bilgilerin her satırından güven ve samimiyet fışkırsaydı inanıyorum ki çok şeyler değişirdi.</p>
<p>Bu kitaplarda sevdirici, akıcı bir üslupla, ilmî gerçekler göz önünde tutularak, sağlam kaynaklara dayanarak inanç sistemimiz, diğer dinlere, fikir akımlarına, cereyanlara bakış tarzımız, bu konulardaki temel ölçülerimiz, bir İslâm fıkhında nelerin yer aldığı, ibâdet şuurumuz, âile hukukumuz, ticaret hukukumuz, ekonomik sitemimiz, diğer sistemlere bakış açımız, devletlerarası hukukumuz ve daha niceleri aktarılsa ve bütün bunlardaki temel dayanaklarımız bir hukukçu ve davetçi üslubuyla kaleme alınsa gencimizin kendine güveni ne kadar artar, ne kadar sarsılmaz hale gelirdi?</p>
<p>Elbette ki insanların yaratılış farkları vardır. İnce ruhlu, zarif davranışlı, sportif, sert tavırlısı vardır. Latifeleşmekten, nüktelerdeki incelikleri yakalamaktan hoşlananı vardır, ciddî tavırlısı vardır. Tarihten, edebiyattan hoşlananı vardır, fizik, matematikten hoşlananı vardır. Sanattan hoşlananı vardır, kırlara açılmaktan, sarp yamaçlarda sekmekten hoşlananı, vâdilere yüksek tepelerden bakmaktan hoşlananı vardır.</p>
<p>Tıbbî bilgilerden hoşlanan vardır, ziraattan hoşlananı vardır. Şiir seven vardır, fikri derinlikleri olan eserlerle iç içe olmayı isteyen vardır… Ancak, zevkleri, fıtratları ne olursa olsun, aynı temel bilgilerle donanmak onlarda fikrî yakınlıklara vesile olacak, bunlara ilâve edilecek bilgileri birbirlerine daha rahat aktaracaklar, ortak noktalarda daha rahat buluşacaklardır.</p>
<p>Bu temel bilgiler, kendilerine güven verecek, diğer eserlerden de daha rahat istifade edeceklerdir. İstedikleri konuda bilgilerini genişletme imkânı bulacaklar, ters esen rüzgârlar, ters akıntılar onları kolay kolay savuramayacak, sürükleyemeyecektir.</p>
<p>Bu bilgiler, davranışlarına, konuşmalarına tesir edecek, sohbetler, karşı görüşte olanlarla fikir tartışmaları daha anlamlı ve faydalı olacaktır.</p>
<p>Allah Rasûlü’nün (s.a.v); <strong><em>“Eğer bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde toplanır, Allah’ın kitabını okur, onu anlamaya çalışır, aralarında müzakere eder, ilim ve irfanlarını genişletirlerse üzerilerine huzur, sükûnet ve vakar iner, onları rahmet kaplar, melekler kuşatır ve Allah, onları katındaki melekler arasında anar;”<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></em></strong> buyurduğu gibi huzur, sükûnet ve vakar insanları kuşatacak, rahmet kopyalayacak, Mevlâ’nın feyz ve bereketi tecelli edecektir.</p>
<p>Artık dış dünyada cereyan eden olaylara böyle bir bilgiyle değerlendirecek ve ona göre hareket edecektir.</p>
<p>Zikr-i Hakîm’de; <strong><em>“Dünya hayatını (ve geçici zevklerini, hırslarını) ahirete tercih edenler, bütün planlarını dünya hayatına göre yapanlar, Allah yolundan alıkoymaya çalışanlar, hak yola sırt çevirenler ve hak yolun eğriliğini isteyenler, hak dini çarpıtıp çirkin göstermeye çalışanlar var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.”</em></strong> (İbrahim, 14/ 3) buyruluyor.</p>
<p>Bu âyet-i kerîmede, Hak yola set çekenler, olarak tasvir edilenler, eğer hakka giden yolu tıkıyorsa, onları açmak; hak dini eğri, çarpık, yanlış göstermeye çalışıyorsa, doğrusunu öğrenmek, başkalarına da aktarmak; çalışmaya meydan vermiyorlarsa, çalışmanın bir yolunu bulmak zorundayız.</p>
<p>Her geçen gün bir kayıptır ve biz bu konuda hâlâ aynı noktadayız, unutmayınız!</p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1">[1]</a> Sahih-i Müslim, Zikir (4/ 2074)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/03/25/umit-ruzgarlari-ve-hayat-firtinalari-icinde-ihmal-edilen-genclik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hocamızın Ardından</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/28/hocamizin-ardindan.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/28/hocamizin-ardindan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2011 22:32:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hoca]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hocanın ardından]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hocanın hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hocanın ölüm sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hocanın vefatı]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan hocanın yetiştirdiği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=702</guid>
		<description><![CDATA[Dr.M.Şerafeddin KALAY 
Hocamızın Ardından
Dünya hayatı fânî, gelip geçici. Bu birçok insanın dile getirdiği ve inkârı mümkün olmayan bir hakikat. Allah Rasûlü’nün(sav) irşad ettiği gibi yolculuk esnasında bir ağacın gölgesinde verilen kısa bir mola gibi kısa, aldatıcı, cazibeli, cilveli ve sürükleyici…
Ancak böyle olsa da farklı bir açıdan baktığımızda çok kıymetli. Evet, dünya hayatı çok kıymetlidir; çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr.M.Şerafeddin KALAY </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hocamızın Ardından</strong></p>
<p>Dünya hayatı fânî, gelip geçici. Bu birçok insanın dile getirdiği ve inkârı mümkün olmayan bir hakikat. Allah Rasûlü’nün<sup>(sav)</sup> irşad ettiği gibi yolculuk esnasında bir ağacın gölgesinde verilen kısa bir mola gibi kısa, aldatıcı, cazibeli, cilveli ve sürükleyici…</p>
<p>Ancak böyle olsa da farklı bir açıdan baktığımızda çok kıymetli. Evet, dünya hayatı çok kıymetlidir; çünkü biz ebedî hayatımızı onda kazanıyoruz. Âhiret yurdumuz dünya hayatına göre şekilleniyor. Oradaki yerimizi, henüz oraya göçmeden, dünyada iken hazırlıyor, dünyada iken dayayıp döşüyor, dünyada iken donatıyoruz…</p>
<p>Bunun için dünya hayatı kıymetlidir. Hem de her günü, her anı ve her yılı değerlidir. Ömür, insana bahşedilen en kıymetli sermayelerdendir. Rabbimizin ve Rasûlünün bu yöndeki ikaz ve irşadlarını hatırlayınız ve onlar üzerinde düşününüz.</p>
<p>Şimdi zihin hazırlayıcı birkaç kelimelik girişten, dikkat çekişten sonra Hocamızın hayatına dönüp yeniden bakınız. Akla ve gönle neler geliyor, onları iyi değerlendiriniz…</p>
<p>Onun ardından Hubeyb (ra)’ın şehid edilirken söylediği şu mısraları da tefekkür dünyanıza alınız:</p>
<p><em>“Müslüman olarak ruhu teslim ettikten sonra,</em></p>
<p><em>Baş koyanlardan olunca, bütünüyle Allah yoluna;</em></p>
<p><em>Aldırmıyorum, hangi günde, hangi yerde, hangi yanda,</em></p>
<p><em>Nasıl ve ne şekilde düşerse düşsün beden toprağa.</em></p>
<p>(Mısra Buhârî’nin rivayetinden aktarılmıştır. Hubeyb’in şehadeti ve o anda yaşananlar için Örnek Nesil 1’e bakınız.)</p>
<p>*</p>
<p>Hocamız da bu dünyadan göçtü. Bu dünyada kalması gerekenler kaldı, öbür dünyaya gitmesi gerekenler gitti…</p>
<p>Bazı şeyler de hem bu dünyada kaldı, hem de o dünyaya gitti…</p>
<p>Bu duygularla Hocamızdan geride kalanlara dönüp kısa bir bakışın ibretli olacağına inanıyorum. Kalanların hepsini saymanın ve değerlendirmenin çok kolay olmadığını da biliyorum. Arzuladığım zihinlerde akışın ve ibretli bir bakışın gerçekleşmesi, her kardeşimin bunun üzerinde düşünmesidir:</p>
<p>Geride bir Türkiye kaldı. Ruhu yok edilmiş nesillerin uçurumun kenarına kadar sürüklediği ve uçurumun kenarında döndürülen ve yükselen bir Türkiye…</p>
<p>Geride bir İslâm âlemi kaldı. İman kardeşliğini kaybetmiş, bunun bedeli olarak acılarla yoğrulmuş, hala sancılarla kıvranan, yeniden iman kardeşliğinin sıcaklığını hissetmiş bir İslâm âlemi…</p>
<p>Geride Üstad Necmeddin Erbakan deyince &#8211; Endenozya ve Filipinler’den, Fas’a, Tunus,a, Bosna’ya, Cezayir’e, hatta Hollanda, Belçika, Kanada’ya kadar &#8211; parlayan gözler, heyecanlanan yürekler kaldı. “Nerelisin?” sorusuna; “Türkiyeli” diye cevap verince birden dudaklardan dökülen “Necmeddin Erbakan!” nidaları kaldı. Şimdi parlayan gözlere, heyecanlanan gönüllere, konuşmaya hazırlanan dudaklara, duâya hazırlanan diller de eklendi…</p>
<p>Geride dünyanın dört bir ucuna serpiştirilmiş Milli Görüş kaldı…</p>
<p>Geride üniversitede, meclis kürsüsünde, şehir, kasaba, hatta köy meydanlarda yankılanan sadâları kaldı. Yeniden ateşlenen gönüller kaldı…</p>
<p>Yılmayan bir azmin, kırılmayan bir şevkin, bitmez-tükenmez bir gayretin, insanı hayrete düşüren isabetli ve engin bir basiretin, okyanuslar kadar geniş bir ümit ummanının hatıraları kaldı.</p>
<p>Geride onun çevresinde pervane oluşuna şahid Kâbe, Hacerü’l-Esved, semâya kalkan ellerine şahid Arafat, Müzdelife, Mina kaldı…</p>
<p>Geride mahkeme salonlarının hatıraları da kaldı. Beytullah’ta, Arafat’ta onun zalimlerin elinde heder olmaması için yapılan duâlar kaldı…</p>
<p>Ona ve onun şahsında temsil ettiği davaya, İslâm’a uzanan küstah diller, onu durdurabilmek, yıldırabilmek, vazgeçirebilmek için tarihe geçmiş ayak oyunları, aşırı sünmekten pörsümeye uğramış kanun maddeleri, dağları dolduracak, dereleri donduracak iftiralar ve neticede biten piller kaldı…</p>
<p>Bir keresinde şöyle demişti: Eller uzanır elini tutar. Bu ellerin bazısı; “Yolunun yolcusuyuz” der. Bazıları vardır sanki sana dua eder, azmini, gayretini artırmak ister. Bazıları vardır; “Eline uzanmak zorunda kaldım. Ben yine de aleyhinde konuşmaya devam edeceğim. Anla artık” der. Bazıları da vardır; “Kusura bakma! Yıllar yılı sana haksızlık ettim, aleyhinde konuştum, Milli Görüşü anlamamışım, pişmanım, şimdi özür diliyorum” demek ister. Geride nice azimli veya tereddütlü eller kaldı…</p>
<p>Geride onun adı anılınca yürekleri ağzına gelen mahfiller kaldı. Hala kudurmuşçasına Müslüman halka saldıran Siyonistler, dünyayı kana bulamaktan zevk alan diğer sadistler kaldı. Adı Müslüman adı olup da İblisin uşaklarına uşaklık etmekten zevk alanların yaptıkları, şahsiyetsizlikleri kaldı. Aynı kıbleye yöneldiğimiz gaflet ehlinin de gaflet örnekleri kaldı…</p>
<p>Hocamızın yüreğini yakan, Müslüman kanı akıtarak sevinç naraları atan, bunu şarap ve şampanyalarla kutlayan Sırplarla, onlarla kadeh kaldırarak cinayetlerin ve zulmün alt yapısını hazırlayan ve bunun için bir de madalya alan NATO askeri Hollandalılar, onlara bu fırsatı verenler ve onların sırtlarını sıvazlayanlar kaldı…</p>
<p>Bu günkü Suud Veliahdı Sultan B. Abdülaziz’e, birinci körfez harbinin hemen önünde; “Amerika’yı ülkenize çağırdınız. Gelir de gitmezlerse ne yapacaksınız? Bunun için tedbir aldınız mı?” demişti. Soruyu sorarken bile endişeli idi. “Bu hatayı nasıl işlediniz?” der gibiydi. Sultan cevap verdi: “Efendim! Anlaşmamız ona göre. Irak tehlikesi ortadan kalkınca gidecekler.” Cevaptan ikna olmamıştı. Yine sordu: “Gitmeme ihtimallerini düşünerek bir tedbir aldınız mı?” Onu ikna etmeyen yeni bir cevap geldi: “Anlaşmamış işleri bitince dönmek, Topraklarımızı terk etmek üzere. Gidecekler.” Cevaba rağmen yine sordu: “Gitmeyeceklerini, gitmemek üzere geldiklerini de hesaba katarak bir plan yaptınız mı?” Bu sorular çok şey ifade ediyordu. Anlayamayan cevap verdi: “Kesinlikle geri dönecekler.”</p>
<p>Hocamız bir daha sormadı. Bir şey de söylemedi. Derin bir sessizliğe gömüldü. Sultan da sorulardan kurtulmuş, rahat bir nefes almıştı. Hocamızın gözleri uzaklara bakıyordu. Üzüntülü ve endişeliydi.</p>
<p>Irak basiret yoksunu Müslümanların da desteği yakılıp yıkıldı. Ne yazık ki Amerika gitmedi, orada kaldı. Kalışı ve için için kaldığı yerleri sömürüşü, değerleri ile oynayışı yetmedi, çok geçmeden bahanesi bulunarak ikinci körfez harbi de geldi, Irak’ı yeniden kana buladı. Zalim Saddam, mazlum öldü. Kan yine durmadı. Geride hala akan kan, yarınları karartan korku, dehşet ve Amerika kaldı…</p>
<p>*</p>
<p>Onu durdurmak istediler. Onu durdurarak İslâmî duyguların ve şuurun yükselişini de durdurmak istediler. Hatta yok edip kendileri için tehlike olmaktan çıkartmak istediler. Olmadı. İslâm’a yöneliş durmadı, gevşemedi, pörsümedi. Bu yönde çabalar fayda vermedi. Çünkü kendi iç dünyasında fıkırdamak yerine kaynayıp yeryüzüne çıkmış, pınarlaşmış, ırmaklaşmış, nehirleşmiş, önüne kurulan setleri aşmaya başlamıştı. Kaynamaya devam ediyordu. Önüne kurulan setler gecikmeye sebep oluyordu ama durdurmaya yetmiyordu. Sevilmesi, bağra basılması, onunla huzur bulunması gereken İslâm durdurulamadı. İlerlemeye, cihanı sarmaya devam etti, ediyor.</p>
<p>Ancak Hocamızın önüne setler çekerek bu ülkenin ilerleyişini ciddi şekilde engellediler. Bu ülke çok önceleri ağır sanayi ile donanmış olacaktı. Ülkenin doğusu ile batısı, kuzeyi ile güneyi çoktan tek yürek halinde yaşama şuurunu yeniden elde edecekti. Türkiye’nin İslâm âleminde ve bütün dünyada itibarı çoktan yükselmiş olacaktı. İktisadî sıkıntılar çoktan aşılacaktı. Ülkemizin bağrına, İslâm âlemine uzanan kirli eller çoktan kırılacaktı. Uzanamaz hale gelecekti.</p>
<p>Geride bunların izleri kaldı…</p>
<p>Paylaştıklarım sadece hatırlatmak içindi. İçimde kitaplar dolduracak kadar hatıra ve duygu kaldı…</p>
<p>*</p>
<p>Seni hayırla yâd ediyoruz. Mekânın cennet olsun diyoruz. Huzur içinde muhasebe anını bekle. O gün zalimlerin ve zulme uşaklık edenlerin halini ve ilahî adaletin tecellisini hep birlikte göreceğiz. Yıkmak için uğraşanlar ile yapmak için çırpınanların hallerini de, niyetlerinin meyvelerini de…</p>
<p>Pınar yeryüzünde, duygular da gönüllerde kaynamaya devam ediyor. Kelebekler de kanat çırpmaya…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/28/hocamizin-ardindan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selamlaşma Hakkında</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/08/selamlama-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/08/selamlama-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 06:48:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Soru Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Es Selamun Aleykum]]></category>
		<category><![CDATA[fiili selamlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[selamın yerine ne diyelim]]></category>
		<category><![CDATA[selamlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[selamlaşma adabı]]></category>
		<category><![CDATA[selamlaşma hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan selamlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=695</guid>
		<description><![CDATA[Es Selamu Aleykum, Hocam Selamlaşmanın hayatımızda önemi çok büyük bu zaman diliminde Günaydınlar selamın yerini Tutarmı Selametle
Cevaben;
Asırlardır İslâm’a beşiklik etmiş, tekbir sesleriyle fethedilmiş, İslâm kardeşliğinin ve selâmlaşmanın nice güzel hatıralarını taşıyan diyârımızda, selâmı gönüllerden ve zihinlerden silmek için birçok devirde ve diyârda yayılan kelimelerden daha gülünç ve manasız kelimelerin kullanılır hale geldiğine şahid oluyoruz. Karşılaşınca; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Es Selamu Aleykum, Hocam Selamlaşmanın hayatımızda önemi çok büyük bu zaman diliminde Günaydınlar selamın yerini Tutarmı Selametle</p>
<p>Cevaben;</p>
<p>Asırlardır İslâm’a beşiklik etmiş, tekbir sesleriyle fethedilmiş, İslâm kardeşliğinin ve selâmlaşmanın nice güzel hatıralarını taşıyan diyârımızda, selâmı gönüllerden ve zihinlerden silmek için birçok devirde ve diyârda yayılan kelimelerden daha gülünç ve manasız kelimelerin kullanılır hale geldiğine şahid oluyoruz. Karşılaşınca; “— Günaydın!”, “—Tünaydın!” “—İyi günler!”, “İyi işler!”, “—N’âber!”… ayrılırken; “—Hoşça kalın!”, “—Bay bay!”, “—Çüzz!”, “—Eyvallah!”, “—Kendine iyi bak!” sözleri bunların basit örneklerindendir. Elle, başla, parmaklarla işaretler ve daha neler, neler…</p>
<p>Bunlardan bir kısmı, cehâlet ve şuur eksikliği sebebiyle kullanılan ifadelerdir. “—Günaydın!” ve “—Tünaydın!” gibileri ise bilerek, selâmın yerini tutması, İslâm’ın şiârının silinmesi için özellikle konulmuş ve kullanılmasında ısrar edilmiş, hatta bu yönde baskı uygulanmış hitap şekilleridir. Bir milletin inancına, hakka karşı gelme, haince gayretlerin, düşüncelerin meyveleridir…</p>
<p>Öyle ki, içinde engin mânâ güzelliği taşıyan selâm bile aksi propagandalar, tavırlar ve kullanışlarla zihinlerde ciddî bir oranda sevimsizleştirilmeye çalışılmış ve kısmen de başarılmıştır. Nice kardeşlerimizin selâm vermekten ürker hale geldiğine, başka hitap şekilleri tercih etmeye özendiklerine şahid oluyoruz.</p>
<p>Kendimizi bu kadar akıntıya terk edişimiz bir irade ve şuur eksikliğidir. Kardeşlerimizden, akrabamızdan, dostlarımızdan, hele de yuvalarımızdan Allah’ın selâmını, feyzini ve bereketini, İslâm’ın şi‘ârını eksik etme hatasına sürüklenmemeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/08/selamlama-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakara Suresi 31. Oturum 2 Part</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-2-part.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-2-part.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 08:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran İkliminde Müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[ayet tercümeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara suresi 2. oturum]]></category>
		<category><![CDATA[imh]]></category>
		<category><![CDATA[kuran eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[kuran sohbet serisi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyer derneği]]></category>
		<category><![CDATA[pazar mülahazaları]]></category>
		<category><![CDATA[sohbetler serisi]]></category>
		<category><![CDATA[tercüme oturumlerı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=692</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="322" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="flashVars" value="id=10599876&amp;vid=3891031&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74805654.jpeg&amp;embed=1" /><param name="src" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /><param name="flashvars" value="id=10599876&amp;vid=3891031&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74805654.jpeg&amp;embed=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" flashvars="id=10599876&amp;vid=3891031&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74805654.jpeg&amp;embed=1" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-2-part.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakara Suresi 31. Oturum 1 Part</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-1-part.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-1-part.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 08:07:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran İkliminde Müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[aile sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Kerim sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran mülahazaları]]></category>
		<category><![CDATA[kuran sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[münzevi camii yanı]]></category>
		<category><![CDATA[münzevi camisi]]></category>
		<category><![CDATA[münzevi sohbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[pazar sohbetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=690</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="322" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="flashVars" value="id=10599324&amp;vid=3890822&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74803393.jpeg&amp;embed=1" /><param name="src" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /><param name="flashvars" value="id=10599324&amp;vid=3890822&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74803393.jpeg&amp;embed=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" flashvars="id=10599324&amp;vid=3890822&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5984/74803393.jpeg&amp;embed=1" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/bakara-suresi-31-oturum-1-part.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakara Suresi 30. Oturum 2 Part</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/kuran-ikliminden-muzakereler-30-oturum-2-part.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/kuran-ikliminden-muzakereler-30-oturum-2-part.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 07:57:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran İkliminde Müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara suresi]]></category>
		<category><![CDATA[bakara suresi mülahazaları]]></category>
		<category><![CDATA[bakara suresi oturumu]]></category>
		<category><![CDATA[hocaların kuran tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[imh]]></category>
		<category><![CDATA[imh.org]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kuran sohbetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=686</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="322" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="flashVars" value="id=10496700&amp;vid=3845246&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74441261.jpeg&amp;embed=1" /><param name="src" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /><param name="flashvars" value="id=10496700&amp;vid=3845246&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74441261.jpeg&amp;embed=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" flashvars="id=10496700&amp;vid=3845246&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74441261.jpeg&amp;embed=1" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/07/kuran-ikliminden-muzakereler-30-oturum-2-part.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtüsü ve Diyalog Çağrısı</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/06/basortusu-ve-diyalog-cagrisi.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/06/basortusu-ve-diyalog-cagrisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Feb 2011 21:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Makalat]]></category>
		<category><![CDATA[açık saç]]></category>
		<category><![CDATA[başı açık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü fetva]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsüne diyalog çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[saçının teli görünmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Dr.M.Şerafeddin KALAY 
Başörtüsü ve Diyalog Çağrısı
Merhum Necip Fazıl, hapishane duygularını, içinde bulunduğu çaresizliği, hürriyet kaybını, umutsuzluğu, habersizliği, söz dinlenmezliği.. dile getirdiği şiirinde şu mısralara da yer veriyor: Bir âlem ki, gökler boru içinde, Akıl, olmazların zoru içinde. Üst üste sorular, soru içinde: Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? Buradan insan mı çıkar, tabut [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr.M.Şerafeddin KALAY </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Başörtüsü ve Diyalog Çağrısı</strong></p>
<p>Merhum Necip Fazıl, hapishane duygularını, içinde bulunduğu çaresizliği, hürriyet kaybını, umutsuzluğu, habersizliği, söz dinlenmezliği.. dile getirdiği şiirinde şu mısralara da yer veriyor: Bir âlem ki, gökler boru içinde, Akıl, olmazların zoru içinde. Üst üste sorular, soru içinde: Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? Buradan insan mı çıkar, tabut mu?</p>
<p>Baş örtüsü akla gelince, üst üste, içiçe sorular at koşturmaya başlıyor; vurdumduymazlık, çaresizlik, vicdansızlık, izansızlık, irfansızlık, erdemsizlik, hoyratlık, küstahlık&#8230; ve bir trenin vagonları gibi birbirini kovalayan bir dizi olumsuzluk beyinde koşuşuyor. Sonra gözümüzün önüne zulme karşı direnen, çilelere, hak gasbına karşı mücadele veren, genç kızlarımız geliyor. Onlarla aynı çileyi paylaşanlar&#8230; Allah rızasını baş tacı edenler, huzur-u ilâhîye imtihanı kazanmış olarak varmak isteyenler, vardıklarında; &#8220;Ya Rab! Senin emrine uymak içindi, Senin dînini emrettiğin gibi yaşamak içindi&#8230;&#8221; demek isteyenlerin, İlahî adaletin gerçekleşeceği gün sevinecek olanların direnişi geliyor&#8230;</p>
<p>Ülke manevî bir boşluğa çekilmek istenirken, âhiretini unutanlar belki de hiç hesaba katmayanlar, dünyâyı da harap ederken, sahipsiz bir gençlik, emelsizlik, umutsuzluk, hedefsizlik, gayesizlik, şevksizlik, yarınlara güvensizlik içinde çırpınırken imanına sarılan, hedefini bilen, Allah için mücadelenin zevkine erenlerin direnişi&#8230;</p>
<p>Yâsirlerin, Sümeyyelerin, Bilallerin, Hubeyblerin, Zeydlerin&#8230; bulduğu, yaşadığı gibi, acı da tatlıyı yakalayanların, çilede sevinç pırıltıları görenlerin, hak yolda fedâkârlıklar sergileme erdemine erenlerin direnişi&#8230;</p>
<p>* O, Allah&#8217;ın emriydi. O, Zikri Hakîm&#8217;de şöyle buyuruyordu: &#8220;Ey Rasûlü! Mü&#8217;min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarını, harama bakmamalarını, iffetlerini korumalarını söyle. Bu, elbette ki onlar için daha temiz, daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Alllah, her şekliyle, her yönüyle onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü&#8217;min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, namus ve iffetlerini korusunlar. Zarûrî görünenler dışında zînetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini yakalarının üzerine dökülecek şekilde örtsünler&#8230;&#8221; (Nûr, 24/ 30-31) Bu emre imtisal için örtünmüşlerdi.</p>
<p>Allah Rasûlü, annelerimize başlarını örttürdüğü için, binlerce sahabî hanım, tereddüt etmeden ve hiç gecikmeden Allah ve Rasûlünün emrine uyarak örttüğü için örtmüşlerdi&#8230; Böylece yıllar yılı, asırlar asırları kovalayıp binlerce gönül eri, bu emri ilâhîyi uygulamalarıyla bizlere aktardığı için; Allah&#8217;ın gazabını üzerine çekerek kul memnun etmeye çalışan dalkavuklara, ilmî edeb, terbiye ve ihlastan uzaklara, halk diliyle &#8220;yamuklara&#8221; açık kapı bırakmayacak derecede ilâhî vahy ve amelî bir teva türle bizlere ulaştığı için, &#8220;Allah&#8217;ım! Ben, Senin emirlerine uymaya, rızanı kazanmaya&#8230; çırpınıyorum&#8221; samîmiyetini taşıdıkları için örtünmüşlerdi.</p>
<p>* Onu açmaya çalışanlar, niçin çalışıyordu? Ne uğruna ve kime çalışıyordu? Niçin ve hangi gerekçelerle bu ilâhî emre karşıydı?.. Neden bu kadar acımasız, bu kadar hoyrat, bu kadar dayatmacıydı? Yıprandıklarını, sevilmediklerini, hatta nefret edilir hale geldiklerini, hayat aynasında kendilerine bakamayacak kadar çirkinleştiklerini bildikleri halde niçin bu kör çıkmazda yürümeye devam etmeyi tercih ediyorlardı?..</p>
<p>Bu soruların akla gelen cevaplarının hepsi de ne yazık ki birbirinden acı, daha dehşet verici, daha ürpertici&#8230;</p>
<p>Baş örtüsüne, İslâmın emrettiği örtüye, yakın tarihte bu ülkede İşgal Kuvvetleri karşıydı. İslâm nûrunun yayılmaya başlayıp; &#8220;Baş örtülerini yakalarınıza dökülecek şekilde örtsünler&#8221; emri ilâhîsi geldiği andan itibaren, semâlarında Ezânı Muhammedî&#8217;nin okunduğu hiçbir toprakta, işgal kuvvetleri gelinceye kadar karşı çıkanlar olmamıştı. İşgal kuvvetlerine karşı onu savunanlar, Nene Hatunlar, Sütçü İmamlardı. Tekbir sesleriyle ve &#8220;Allah! Allah!&#8221; nidâlarıyla düşman üstüne yürüyen yiğitlerin, can veren, kan veren şehidlerin, gazîlerin anneleri, bacıları, kızları, halaları, teyzeleri, hanımları, nişanlıları&#8230; hep başörtülüydüler. Onların herhangi birine; &#8220;gün gelip, senin ülkende, başörtüsüne el uzatılacak, başlarını örtenler, zulme, hak kaybına uğrayacak, itilip-kakılacak, gözyaşlarına boğulacak&#8230; denseydi, tahammül edebilir, susabilir, bu zulm ve şuursuzluğa göz yumabilir miydi?</p>
<p>Baş örtüsüne, onun ifâde ettiği mânâya işgal kuvvetleri karşıydı. Onların karşı oluş sebeplerini anlıyoruz ve yadırgamıyoruz. Ancak, sonraki yıllarda ne oldu da içtekiler bu zihniyetin peşine düştü!? Yoksa; &#8220;size ihtiyaç yok. Bu işi biz yaparız&#8221; mı denmişti? Aklımızı çocukluktan beri hep kurcalar durur: Yoksa, İngiliz, İtalyan, Fransız&#8230; işgal ettiği toprakları bunun için mi terketmişti?</p>
<p>İngilizler, dünya incisi İstanbul&#8217;u beğenmemiş olamazlardı. Dünyanın can damarlarından olan ve birincisini geçmek için binlerce kayıp verdikleri Boğazları mühimsememiş olamazlardı. İtalyanlar, Antalya&#8217;yı veya Bey Dağları&#8217;nın dantel gibi denize kadar uzanan çam dokulu yamaçlarını mı beğenmemişlerdi?</p>
<p>Fransızlar, İskenderun, Maraş&#8217;tan mı hoşlanmamışlardı? Yoksa Toroslar&#8217;ın, Ahır Dağı&#8217;nın havası mı yaramamıştı? Kekik kokan yaylalar, çiğdem, sahlep dolu dağ etekleri mi onları sarmamıştı? Yoksa, Son Şeyhulislâm Mustafa Sabri Efendi&#8217;nin Mısırlılara hitaben söylediği; &#8220;Biz istiklâlimiz için dinimizi verdik. Siz dininizi ne karşılığı veriyorsunuz?&#8221; siteminde gizli bir şeyler mi vardı?</p>
<p>Yoksa, bir ümmet, bir millet, bir medeniyet içten dıştan tertipler ve gayretlerle yok edilmek, mânevî değerlerinden tamamen koparılmak, içi boş çuvallara, ruhsuz, cansız, et ve kemik yığınlarına mı çevrilmek isteniyordu? Emelsiz, ümitsiz, inançsız, hedefsiz, gayesiz hayata boş gözlerle bakan ve kendisine bahşedilen bir ömrü, hayvanî duygular peşinde koşarak tüketen bir nesil mi arzu ediliyordu? Geldiğimiz bu noktada, ne yazık ki bu tür cevapsız sorular bitmiyor hiçbirine inandırıcı, açık ve net cevap da gelmiyor.</p>
<p>Ancak biz biliyoruz ki; dayatma ve zulmün olduğu kadar dayanmanın, fedâkarlığın, çilenin, direnişin, sahib çıkışın da bir sembolü haline gelen başörtüsü, eğer âdet ve gelenek olduğu için giyilseydi, okuma imkanı bulamamış hanımlar tarafından başa örtülseydi, köylü hanımların, yaşlı teyzelerin, ninelerin başında olsaydı, hedef seçilmeyecekti. İstenmeyen; onun bir doktorun başında olmasıydı. Bir avukatın, bir öğretmenin, bir mühendisin,bir gazeteci, bir araştırmacı, bir yazar&#8230; hanımın başında olmasıydı. İstenmeyen; işleyen, bilgi taşıyan, ilim, irfan ve beceri dolu bir beyinle, imam dolu kalb taşıyan bir bayan tarafından giyilmesiydi&#8230;</p>
<p>Emir ve direktifler bu yönde gelmişti; zulüm çarkı bu yönde dönmeliydi. Bahâneler bulunmalı, yaftalar icâd edilmeliydi&#8230;</p>
<p>Öyle de oldu. Hiç bir akıl sahibine göre mantık ölçülerine sığmayan, hak hukuk hürriyet prensipleriyle bağdaşmayan, varolan hiçbir vicdana huzur vermeyen bir uygulama, hatta uygulamalar zincir başladı. Tecrid edilmeler, işten atılmalar, verilmeyen diplomalar, dereceler, takdirnâmeler, engelle nen eğitim hakları, susturmalar, tutuklamalar, dayatmalar, dayatmalar, gözyaşları ve duâlar, bedduâlar, ikna odaları, yamuk fetvalar, Rahmânı değil İblîsi memnun eden açıklamalar&#8230;</p>
<p>Atanan müdürler, atanan dekanlar ve sorulan sorular: &#8220;Ne yaptınız?&#8221; &#8220;Ne kadar ilerleme kaydettiniz?&#8221; &#8220;Niçin başaramadınız?&#8221; &#8220;Niçin hala kapatanlar var?&#8221; &#8220;Ne tedbirler alıyorsunuz?&#8221; &#8220;Ne yapmayı düşünüyorsunuz?&#8221; &#8220;Ne zaman kesin sonuç alınır?..&#8221; Ve ince hesaplar: Yüzde kaçı açtı, kaçı kaldı? Direnenler kim? Onlara başka kapılardan nasıl ulaşılır? Anne-babasından istikbal endişeleri ile baskı fayda verir mi? Öğretmenlerinden birinin sözü geçer mi? Bir akraba, bir âile dostu bu konuda işe yarar mı? Direnci nasıl kırılır? Nasıl ümitsizliğe sürüklenir? Direnci kırılamazsa nasıl yafta takılır? Provakatör mü, yoksa militan mı ilan edilmesi uygundur? Arkasında kimler var denirse daha tesirli olur, daha kötü duruma düşer?..</p>
<p>Diğer taraftan sıkca duyulan tehditler ve yakınmalar. &#8220;Ya olacak, ya olacak. Ben bu gâye için atandım. Bu iş burda bitecek!&#8221; &#8220;Bu iş olacak! Beğenmeyen beğendiği yere gitsin!&#8221; &#8220;Ben de emir kuluyum! Benden sürekli hesap soruluyor. Rapor alınıyor.&#8221; &#8220;Beni görevden aldırtmak mı istiyorsunuz? Sizin yüzünüzden yanamam. Ben gitsem bile bunu başkası yapacak! Daha da insafsız olacak!&#8221;</p>
<p>Ve içerden görünenlerden veya ruhunu, heyecânını, ideâlini kaybetmişlerden gelen cümleler: &#8220;Artık bu iş bitti. Boşuna uğraşılıyor. Bu kadar zaman boşa gitti. Artık bu inat faydasız. Çocuklar boşuna direniyorsunuz. Bu inattan vazgeçin; vatan sizden hizmet bekliyor. Hizmet mi önemli; yoksa bir başörtüsüne takılıp kalmak mı?&#8221; Hepsi birbirinden tiksindirici cümleler. Kaybolan karakterler. Örselenen, çöken şahsiyetler. Kaybedilen sevgiler, hürmet duyguları, kaybedilen kardeşlikler&#8230; Arasıra İstanbul&#8217;un eski rektörü Berkarda&#8217;nın yaptığı ve başörtüsünü &#8220;1400 yıllık gerici tavır&#8221; gibi nitelendirmelerle asıl bakış açılarını açığa vuran, içteki kinin boyutlarını ortaya koyan kusuntular.</p>
<p>Sonuçta; bu mücadeleyi sürdüren şuurlu, azimli çilekeşlerimizin, dâvâ erlerimizin önünde bir kapı ve üzerindeki yazı: &#8220;Ya Allah&#8217;a isyan eder başınızı açarsınız, ya da istikbalinizi kaybedersiniz. Size hayat hakkı tanınmaz.&#8221; Yani ölümlerden ölüm beğenin &#8220;Ya Âhirette, ya da dünyada yanın.&#8221; Diyalog Çağrıları</p>
<p>Bu noktada, biz bu acılar içindeyken sesler duyuyoruz: &#8220;Dünyayı paylaşanlar artık uzlaşmalıdır. Dinler arası diyalog kurulmalıdır. Dünya kardeşliğe doğru gitmelidir.&#8221; Toplantılar&#8230; Ziyâretler&#8230; Kimin ne hesap yaptığı karışık bir dizi buluşmalar&#8230; Elbette ki İslam, kindar değildir. Elbette ki uzlaşıcıdır. Merhamet ve şefkatle doludur. İslama göre başka dinlerle, başka milletlerle nasıl, hangi şartlarda, hangi hukûkî çerçevede diyalog kurulur? Bu ayrıca incelenmesi, ilmî boyutta ortaya konması gereken bir konudur. İncelenmesinde fayda olduğu gibi, önümüze çıkacak bilgiler ve uygulamalarda ibretler vardır. Ancak bizim dolu dolu olduğumuz şu günlerde bu noktada başka söyleyeceklerimiz var: Dünyayı karıştıran Filistin&#8217;i kana bulayan Yahudilere karşı yumuşayabilen, diyalog arayanlar, Bosna&#8217;da, Kosova&#8217;da akıllara sığmayacak zulüm ve katl örnekleri sergileyen, Kafkaslarda, Türkistan&#8217;da, Çin&#8217;de bütünüyle bir milleti yok etmek için tarihi kirleten, Endülüs&#8217;te hiçbir müslümana hayat hakkı tanımayan, kendi çıkarları uğruna Irak&#8217;ı, Afganistan&#8217;ı kana bulayan, her yıl bir başka senaryo hazırlayan hristiyan dünyaya, hatta Türk düşmanlığıyla uyuyup, Türk düşmanlığıyla uyanan Yunanistan&#8217;a yakınlık duyanlar ve diyalog kuranlar, ne olur bir gün de kendi ülkelerinin insanları, bu ülkeyi fetheden şuurun yolcusu olan mü&#8217;minlerle de diyalog kursunlar, onlara da gönül hoşluğu duysunlar.</p>
<p>Yahudi&#8217;ye, Hristiyan&#8217;a, Budist&#8217;e, Mecusî&#8217;ye gülümseyenler, bir gün de içten gelerek bir müslümana gülümsesinler.</p>
<p>Giderek Vatikan&#8217;da Papa&#8217;yı ziyaret edenler, bir gün de gelip okul önlerinde soğuktan titreyen, birbirine sokularak ısınmaya çalışan başörtülüleri ziyaret etsinler. Onların gözyaşlarına ortak olsunlar. Acılarına kezzab dökmesinler. Yaralarına tuz basmasınlar&#8230; El sıkışıp gülümseyerek Papa&#8217;yı dinleyenler, bir gün de başörtülüleri, onların ebeveynlerini dinlesinler&#8230; Papa&#8217;yla gönül birliği için yollar arayanlar, bir gün de, bizlerin gönüllerinden geçenleri hissetmeye ça ışsınlar.</p>
<p>* Herkesin bilmesi gereken bir gerçek var: &#8220;Yapmadıkları, hak etmedikleri bir şeyden dolayı mü&#8217;min erkekler ve mü&#8217;mine kadınlara eziyet verenler, zulmedenler şüphesiz büyük bir bühtan, apaçık bir günah üstlenmişlerdir.&#8221; (Ahzab 33/ 58) Bir ilâhî ikaz daha var:</p>
<p>&#8220;İman edenler arasında çirkin ve çirkef şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için, hem dünya hayatında hem de âhirette çok acıklı ve ızdırap verici, elîm bir azab vardır.&#8221; (Nûr 24/ 19) * Bugün yeni bir dünya için çirkef hazırlayanların, o bataklığın içinde çırpındığını; mü&#8217;minlere eziyet etmekten zevk alanların, kendi acı ve ızdıraplarıyla daha dünya hayatında iken kıvranmaya başladığını görüyoruz. Yarınki kıvranışları elbette ki daha acı, daha elîm olacaktır.</p>
<p>Hakları gasbedilenler, işleri, okuma hakları ellerinden alınanlar, mağdur edilenler, gözyaşı dökenler&#8230; itilipkakılan, imtihan salonlarına sokulmayanlar&#8230; çirkin sözlere ve muâmelelere maruz kalanlar, bunu yapan, sebep olan kişi, kurum, kuruluş veya başka ne olurlarsa olsunlar elbette bunların hiçbirini unutmayacaklardır. Yakın tarihin en büyük ve toplu mağduriyetlerinden birini yaşayan genç kızlarımızın derdiyle dertlenen hiçbir insanda unutmayacaktır. Onların anneleri, babaları, kardeşleri, akrabaları unutmayacaktır. Yarın kurduğu yuvadaki akrabaları, dünyaya getireceği yavruları, daha sonra torunları, tanışıp, kaynaştıkları, dertleştikleri insanlar da unutmayacaktır&#8230; Tarih unutmayacaktır. İlahî adâlet, unutmayacaktır.</p>
<p>* Vurdumduymazlar, sahib çıkmazlar, geri adım atanlar, belli zihniyetler adına toplu vaz geçenler&#8230; Hatta vazgeçmenin gerektiğini savunanlar da unutulmayacaktır. Unutulmayacak bir şey daha var: Duâlar&#8230; Duâlar&#8230; Kuytu köşelerdeki duâlar, okul önlerindeki duâlar, Eyüp&#8217;teki duâlar, Mescid-i Nebî&#8217;deki duâlar, Kabe&#8217;deki duâlar.. Arafat&#8217;taki duâlar.. ve bedduâlar, bedduâlar.. Duâ, duâ, eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış. Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış. Bir sokak, bir tütsü, bir uçan buğu, İplik ki, incecik örer boşluğu.</p>
<p>mısralarında yer bulduğu gibi eller karıncalanıncaya kadar yapılan duâlar&#8230; * Ve hak yolcularına sesleniş: &#8220;Gevşemeyin. Üzüntüye kapılmayın, gerçekten inanıyorsanız üstün gelecek sizsiniz.&#8221; (Âl-i İmrân, 3/ 139) Birilerine de duyurmak istediğimiz bir ilâhî ikaz var: &#8220;Zulmedenlere en küçük bir meyil bile göstermeyin. Onlara göstereceğiniz meyil, onlara göstereceğiniz yakınlık, sizi ateşe sürükler. Gerçekten size yardım edecek, sizi ateşten kurtaracak, size yol gösterecek, ebedî saadet kapısı açacak Allah&#8217;tan başka dost yoktur.</p>
<p>Sonra azâba uğrar, nâra düşer, sizi kurtaracak bir yardımcı bulamazsınız.&#8221; (Hûd 11/ 113) Ve son nokta: &#8220;Hatırlat, öğüt ver. Şüphesiz hakkı hatırlatış, Allah için öğüt, mü&#8217;min gönüllere fayda verir.&#8221; (Zâriyât, 51/ 55)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/06/basortusu-ve-diyalog-cagrisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakara Suresi 30. Oturum 1 Part</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/kuran-ikliminden-muzakereler-2.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/kuran-ikliminden-muzakereler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 17:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran İkliminde Müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[i.m.h]]></category>
		<category><![CDATA[imh]]></category>
		<category><![CDATA[insan ve medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[insan ve medeniyet derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kuran iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ikliminde]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ikliminde müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ikliminden müzakereler]]></category>
		<category><![CDATA[kuran müzakeresi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet hareketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=673</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="512" height="322" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="always" /><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="flashVars" value="id=10496353&amp;vid=3845141&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74439853.jpeg&amp;embed=1" /><param name="src" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /><param name="flashvars" value="id=10496353&amp;vid=3845141&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74439853.jpeg&amp;embed=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="322" src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" flashvars="id=10496353&amp;vid=3845141&amp;lang=en-us&amp;intl=us&amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/5871/74439853.jpeg&amp;embed=1" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/kuran-ikliminden-muzakereler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özel Odalara Giriş İcin İzin İstenmesi</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/ozel-odalara-giris-icin-izin-istenmesi.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/ozel-odalara-giris-icin-izin-istenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 17:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Makalat]]></category>
		<category><![CDATA[anne-baba odası]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara mahrem saatler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara yasak odalar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların girmemesi gereken odalar]]></category>
		<category><![CDATA[dinde odalar]]></category>
		<category><![CDATA[mahrem saat]]></category>
		<category><![CDATA[mahrem saatler]]></category>
		<category><![CDATA[özel odalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=664</guid>
		<description><![CDATA[Dr.M.Şerafeddin KALAY
Özel Odalara Giriş İçin İzin İstenmesi
Âilenden bazılarının evde kendilerine özel odaları varsa, onlar odalarında iken yanlarına giriş için izin iste. Böylece odasına girdiğin âile ferdini onun hoşlanmayacağı veya senin hoşlanmayacağın bir durumda görmemiş olursun.
İçerdeki bu kişi, isterse anne, baba, oğul veya kız gibi birinci derece akraba olan birisi olsun, isterse olmasın.
Onların mahrem olup-olmaması odalarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr.M.Şerafeddin KALAY</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Özel Odalara Giriş İçin İzin İstenmesi</strong></p>
<p>Âilenden bazılarının evde kendilerine özel odaları varsa, onlar odalarında iken yanlarına giriş için izin iste. Böylece odasına girdiğin âile ferdini onun hoşlanmayacağı veya senin hoşlanmayacağın bir durumda görmemiş olursun.</p>
<p>İçerdeki bu kişi, isterse anne, baba, oğul veya kız gibi birinci derece akraba olan birisi olsun, isterse olmasın.</p>
<p>Onların mahrem olup-olmaması odalarına giriş izni alınması açısından fark etmemelidir.»</p>
<p>Nasıl bir insanın evi, dış dünyaya göre belli bir mahremiyete sahip ise, evin içindeki özel odalar da kendine göre belli bir mahremiyete sahiptir. İnsanlar, kendilerine ait odalarında, İslâm’ın arzuladığı edep ve terbiye çerçevesinde rahat hareket edebilmeli, rahat soyunup giyinebilmeli, istediği şekilde oturabilmeli, uzanabilmeli, odasını kendi ölçülerine göre tertip edebilmeli, eşyasını ihtiyaç ve mahremiyet ölçülerine göre istediği yere yerleştirebilmeli, gözlerden ırak bir şekilde dinlenmek veya ibadet etmek istediğinde odasına çekilebilmelidir… İnsanların diğer âile fertlerine, eş ve dostlara ihtiyacı olduğu gibi zaman zaman yalnızlığın sükun ve huzuruna, sakin ve gözlerden ırak limanına da ihtiyacı vardır…</p>
<p>Her insanın kendine ait şahsî ihtiyaçları vardır. Bir insanın bunları karşılayabileceği, rahat hareket edebileceği bir yeri olması gerçek mânâda bir nimettir. Her arzunun, her zaman gerçekleşme imkânı elbette ki mümkün değildir. Ancak insanların var olan imkânlarını, başkalarına zarar vermeden meşru çerçevede kullanma hakları daima vardır. Özel odalara izinsiz giriş, bu odaların mahremiyetini ortadan kaldırır. Böyle bir durumda odaların âilenin her ferdine açık odalardan, sofalardan fazla bir farkı kalmaz. Böyle olunca da var olan nimeti meşru çerçevede kullanma imkanına ciddî bir kısıtlılık getirilmiş olur. Faydasız kısıtlılık, hedefsiz, gayesiz ve faydasız bir hürriyet sınırlamasıdır. Bu da huzur ve sükûnun hâkim olması gereken bir yuvayı sıkıcı hale getirir. Bu tür davranışlar, tedirginlik ve gerginlik kaynağına dönüşür.</p>
<p>Ayrıca her ferdin bir izzeti, şerefi, şahsiyeti, değeri, hürmet duyulması gereken bir mükerremiyeti vardır. Mahremiyetinin hiçe sayılması bütün bu değerleri zedeleyicidir. Onu yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Bu da onun şahsiyetine, mahremiyetine, mükerremiyetine zarar verir; belki zihninde uzun yıllar üzerinden tesirini atamayacağı, hayat boyu unutamayacağı derin izler bırakır.</p>
<p>Üzerinde iyice düşünülüp değerlendirildiğinde oda mahremiyetinin hiç de küçümsenemeyecek derecede değer ve mana taşıdığı görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/02/02/ozel-odalara-giris-icin-izin-istenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tunus ve Mısır&#8217;da Yasananların Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/31/tunus-ve-misirda-yasananlarin-dusundurdukleri.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/31/tunus-ve-misirda-yasananlarin-dusundurdukleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2011 17:29:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hüsnü mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[ırak barış]]></category>
		<category><![CDATA[mısır hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[mısır olay]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır ve tunus]]></category>
		<category><![CDATA[mısır ve tunus olayları]]></category>
		<category><![CDATA[olaylara bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[tunus ayaklanması]]></category>
		<category><![CDATA[yakın geçmişimiz]]></category>
		<category><![CDATA[yakın tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yakın tarih savaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=655</guid>
		<description><![CDATA[Dr.M. Şerafeddin Kalay
TUNUS ve MISIR’DA
YAŞANANLARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Tunus’ta meydana gelen ayaklanma ve hükümetin düşürülmesi, görüldüğü kadarıyla önceden planlanmış, organize edilmiş bir hareket değildir. Yıllar yılı biriken isyan ve nefretin patlaması, zulmün ve dayatmanın karşılığını bulmasıdır.
Planlarını dünya hesapları üzerine yapıp, ahireti unutanların, hayatı Huzur-u İlahîye çıkma ve hesap verme şuuruyla yaşamayanların hesaplarının, hırslarının tutmadığı, parçalandığı, yıkıldığı anlardan biridir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Dr.M. Şerafeddin Kalay</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>TUNUS</strong> ve <strong>MISIR</strong>’DA</p>
<p style="text-align: center;">YAŞANANLARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ</p>
<p>Tunus’ta meydana gelen ayaklanma ve hükümetin düşürülmesi, görüldüğü kadarıyla önceden planlanmış, organize edilmiş bir hareket değildir. Yıllar yılı biriken isyan ve nefretin patlaması, zulmün ve dayatmanın karşılığını bulmasıdır.</p>
<p>Planlarını dünya hesapları üzerine yapıp, ahireti unutanların, hayatı Huzur-u İlahîye çıkma ve hesap verme şuuruyla yaşamayanların hesaplarının, hırslarının tutmadığı, parçalandığı, yıkıldığı anlardan biridir. Hayatı başka insanlar için felaket olanların, ettiklerini ve ektiklerini dünyada iken bulmalarıdır.</p>
<p>Mısır’daki de ilk bakışta bunun bir benzeri gibi görünüyor. Ancak Tunus’ta yangın başlamıştır, onu sıçratmak kolaydır, tam da sırasıdır, denilerek yönlendirmelerle yapılmış ve halk patlaması süsü verilmiş de olabilir.</p>
<p>Ancak bizim şu noktada asıl vurgulamak istediğimiz, yıllar yılı İslâm dünyasının üzerine çöreklenen, hırs ve zulmün direği olan, demokratik, hoş görülü görünen batılı idarecilerin maşası veya kuklası olmaktan utanmayan, dinine, vatanına ve milletine hıyanet eden, kendini kahraman veya kurtarıcı makamına koyan, yapmadığı işlerle övülmekten hoşlanan insanların hal ve tavırları değildir. Onların kendilerini de, mensubu oldukları milletleri de dünya gözünde nasıl gösterdikleri, nasıl küçük düşürdükleri de değildir. Yıllar yılı yaşadıkları ve içinde yüzdükleri medih ve yalanlarla dolu yapmacık dünya da değildir…</p>
<p>Dikkat çekmek istediğimiz şudur: “Galeyan gelince mantık savuşur” denmiştir ki, doğrudur. Galeyana gelen Tunus ve Mısır halkı nereye gidiyor? Şu anda ne yaptığının farkında mıdır? Yaptıklarını niçin ve ne uğruna yaptığını, nereye doğru yol alındığını biliyor mu?..</p>
<p>Niçin? Sorusunun cevabı belki de; “Zalimin defolup gitmesi için” şeklinde gelebilir. İlk akla gelen cevap da bu. Bunu zulümden nefret eden ve zalimin İblis’e uşaklık ettiğine inanan her mü’min söyleyebilir?</p>
<p>Akla gelen başka bir ifade de şudur: “Bir zalim cezasını bulsun ve âleme ibret olsun. Bu bile güzel…”</p>
<p>Evet, bu da güzel. Ancak unutulan veya ihmal edilen bir gerçek var. Zâlimin yerine kim gelecek? Zulüm çarkının yerine nasıl bir çark kurulacak? Hakkı, adaleti, hürriyeti, insafı, şefkat ve merhameti, kardeşlik ve dostluğu baş tacı eden, iki cihan saadetini hedef bilen bir idarî çark mı yoksa daha zalim, daha despot veya daha yumşak, daha kitabına uydurmasını bilen, daha yaldızlı kelimelere bürünmüş, daha gösterişli ambalajlanmış, dış dünyadan daha destek gören bir başka çark mı?</p>
<p>Unutmayınız, Saddam zâlimdi, gitti. Yerine ne geldi?. Şu anda ülkesinde neler yaşanıyor? O zalimdi, ne gariptir ki, mazlum öldü… Buna da dikkat ediniz. Bu da ayrı bir ibretlik levha idi. Kim bilir daha ne ibretler yaşanacak?!</p>
<p>Bu kelimeleri zulüm yerinde kalsın, dokunmayın, zulme isyan etmeyin, daha kötüsü gelir manasına söylemiyorum. Asıl enerjinin, zulmün yerine hak, adalet, ilim ve irfanın gelmesi yönünde sarf edilmesi gerektiğinin lüzumuna dikkat çekmek istiyorum. Konulan son noktanın, verilecek son hükmün ne kadar önemli olduğu bilinsin arzu ediyorum. Çünkü yıllar yılı bu yönden derin ve acı yaralar aldık.</p>
<p>Geriye dönüp yakın tarihe bakınız: Ömerü’l-Muhtar örnek ve şanlı bir mücadeleden sonra şehid oldu, onun mücadelesi, fedakârlıkları üzerine kimler kondu?</p>
<p>Afgan mücahidleri mü’minlerin gönlünde taht kurmuş, süper güç Rusya’ya kök söktürmüş, cihad ve zafer uğruna ne fedakârlıklar sergilenmiş, nice fidanlar şehid verilmiş, Afgan Dağları tekbir sesleriyle inlemişti. Sonu nereye vardı? Şimdi gönüllerde aynı Afganistan, aynı Afgan Mücahidleri var mı?.. Mü’min gönüllerden Afganistan’a aynı yardımlar akıyor, aynı duâlar ediliyor mu?..</p>
<p>İzzeddin Kassam’ların şehadetinin arkasından ne geldi?</p>
<p>Uzaklara gitmeyiniz. Çanakkale’de, İstiklâl savaşında şehid olanlar gönüllerinde hangi duygular taşıyorlar, ne uğruna cepheye koşuyorlar, düşman üzerine “-Allah! Allah!” nidaları ile hücum ediyorlardı. Nasıl bir ülkenin hayalini taşıyorlardı, sonra ne oldu? Onların şehid bedenleri üzerinde, hayallerinde yerli yerine oturan bir ülke mi yükseldi dersiniz?</p>
<p>Onların nezih kanlarının suladığı topraklar üzerinde nasıl bir zihniyet taht kurmaya çalıştı, dersiniz? Kurulanların neresi eğri, neresi doğruydu?&#8230;</p>
<p>Söyleyecek çok şeyler olduğunu sizler de biliyorsunuz.</p>
<p>Tunus’un varacağı yer, geldiği yerden daha önemlidir. Zulmüne zulüm katan, Müslümanlara kan kusturan, başörtüsünü sokakta dahi yasaklayan bir zihniyet gitmiştir. Ancak ortalık bulanıktır. Onun yerine gelen, ne daha zalim bir zihniyet ne de daha iyi uyuşturan bir zihniyet olmalıdır. Gayretler bu yönde sarf edilmelidir.</p>
<p>Mısır’da bir firavun gidip yerine başka firavun gelecekse, kullanım tarihi biten bir Amerikan uşağı gidip yerine tazesi boy gösterecekse emeklere ve umutlara yazık olacaktır…</p>
<p>Yaşanan yağmalamalar, galeyan ve mantıksızlığın ortaya çıkarttığı yağmalama ve katiller zaten yeteri kadar rencide edici, küçük düşürücüdür…</p>
<p>Şu anda gerçekten hak ve hakikat safında yer alanlar, mahmurluktan ve aşırı ihtiyat ürkekliğinden sıyrılmalı, el ele, omuz omuza vermesini bilmeli, derhal bu yönde organize olmalı, şura meclisi oluşturmalı, seri ama isabetli kararlar vermeyi başarmalı, kararları uygulamalı, deli-bozuk akan seli doğru yönlendirmeyi ve iki cihan saadetini elde edecek bir çizgide durdurmayı ve sebat ettirmeyi başarmalıdır.</p>
<p>Şimdi gelenler, gidenlerden daha önemlidir. Bu unutulmamalıdır.</p>
<p>Sonunun hayır, gelecek günlerin güzel olması niyazıyle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/31/tunus-ve-misirda-yasananlarin-dusundurdukleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Nurunun Simaya Aksedisi</title>
		<link>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/28/islam-nurunun-simaya-aksedisi.html</link>
		<comments>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/28/islam-nurunun-simaya-aksedisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Jan 2011 00:06:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[Makalat]]></category>
		<category><![CDATA[ali imran 3-139]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu ziyab]]></category>
		<category><![CDATA[insan denen meçhul kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[islam nur]]></category>
		<category><![CDATA[islami nur]]></category>
		<category><![CDATA[Sa'dül Aşira]]></category>
		<category><![CDATA[sadul aşire]]></category>
		<category><![CDATA[sima]]></category>
		<category><![CDATA[simaa]]></category>
		<category><![CDATA[yüzümüz deki tebessüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.serafeddinkalay.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[ Dr.M.Şerafeddin KALAY 
İslam Nurunun Simaya Aksedisi
 
Zikr-i Hakim&#8217;de Rasûlluh (s.a.v.) ve çevresinde yer alan mü&#8217;min gönüllerin İslâm nûrunun ilk erlerinin bazı sıfatları, gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir şekilde zikrediliyor: &#8220;Muhammed, Allah&#8217;ın rasûlüdür. O&#8217;nunla birlikte olan, O&#8217;nun çevresinde yer alanlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametli ve şefkatlidirler. Onları rükûya varırken, secdeye kapanırken görürüsün.
Onlar, Allah&#8217;tan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong> Dr.M.Şerafeddin KALAY </strong></div>
<div style="text-align: center;"><strong>İslam Nurunun Simaya Aksedisi</strong></div>
<p><span> </span></p>
<div>Zikr-i Hakim&#8217;de Rasûlluh (s.a.v.) ve çevresinde yer alan mü&#8217;min gönüllerin İslâm nûrunun ilk erlerinin bazı sıfatları, gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir şekilde zikrediliyor: &#8220;Muhammed, Allah&#8217;ın rasûlüdür. O&#8217;nunla birlikte olan, O&#8217;nun çevresinde yer alanlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametli ve şefkatlidirler. Onları rükûya varırken, secdeye kapanırken görürüsün.</div>
<div>Onlar, Allah&#8217;tan lütf u kerem ve rızâ niyaz ederler. Onları başkalarından ayıran nişanları, yüzlerinde Allah için yapılan secdenin bıraktığı izlerdir. Bu, onların Tevrat&#8217;taki vasıflarıdır. İncildeki vasıfları da şöyledir:</div>
<div>Onlar, tohumunu yarıp çıkmış, filizlenmiş, gittikçe sertleşmiş, güçlenmiş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerine dikilmiş, bu haliyle çitfçilerin de hoşuna giden bir ekine benzerler. Rabbleri böylece onları çoğaltıp betreketlendirmekle kâfirleri öfkeye boğar. Allah, onların içinden gönülden inanan ve imanlarını güzel amellerle meyvelendirenlere mağfiret ve büyük mükâfât vaadetmiştir.&#8221;</div>
<div>Âyet-i kerîme&#8217;nin irşad ettiği gerçekleri anlamaya ve hayatımıza aksettirmeye bugün ne kadar ihtiyacımız var? Mü&#8217;min kardeşine gülen simaya, dünyada cereyan eden olayları gerçek bir basiretle süzen gözlere, onları değerlendiren beyinlere, haşyetle ürpererek secdeye giden alınlara, küfrün oyunlarını boşa çıkaran iradeye, bir birine sımsıkı perçinlerek onlara geçit vermeyen iman dolu gönüllere, onların bereketlenen amellerine, şevk dolu gayretlerine ne kadar muhtacız!?</div>
<div>Kâinâtın Efendisine, İki Cihan Serveri&#8217;ne layık ümmet olma şuuruna ne kadar hasretiz!? O&#8217;nun ahlâkıyla ahlâklanan, gerçekten O&#8217;nu rehber, O&#8217;nu önder kabul eden, O&#8217;nun tebliğ ettiği akîde etrafında halkalanan, bu halkada yer alan her kişiyle kendisini kardeş kabul ederek onunla bütünleşen, birbirlerine hakkı, sabr ve sebatı tavsiye eden, onlarla birlikte:</div>
<div>&#8220;Birr (güzel hasletler ve hayırlı işlerde), takvâda yardımlaşınız, birbirinize yardımcı ve destek olunuz, bu gayeyle omuz omuza veriniz, hayra vesîle olunuz,&#8221; (Mâide, 4/ 2)</div>
<div>Emri ilâhîsini gerçekleştirme gayret ve samimiyetinde olan gerçek yiğitlere hasretiz. Onun için bu berrak çağa, onun için pınarın gözüne varmaya çabalıyor, susuzluğumuzu, hasretimizi orada gidermiye çalışıyoruz. Kayıplarımızı orada arıyor, oradan güller devşirmeye uğraşıyoruz. Kaybımızın azalmadığını biliyoruz. Yıllar yılları kovalarken meydana gelen kayıplara, bulanıklıkların, baskı, dayatma, yasaklama ve tehditlerin getirdiği kayıplar da eklenince ne yazık ki bu liste oldukça kabardı.</div>
<div>İzzet, şan ve şerefle dolu günlerden sonra bu günkü düştüğümüz gönle hüzün ve acı veren manzara bunu göstermeye yeter sanırım. Şüphesiz bunların hepsi, üzerinde ayrı ayrı durulması, bilgi ve duyguların tazelenmesi gereken konulardır. Ancak şu anda âyeti kerîmede de zikredilen ibretli bir noktaya dikkat çekmek, bilgi ve duygularımızı o yönde paylaşmak istiyorum. İnsan duygularının sîmaya aksedişine, Hem bu konuya dikkat çekmek, hem de Allah Rasûlü&#8217;nün güzel ahlâkından günümüze neler taşıyabileceğimize, onun çevresinde yer alarak onun rahlesinden yetişen aziz dostlarının vasıflarından gönüllere neler aktarabileceğimize örnek sergilemek, onların bizde sebep olacağı değişikliğe daha yakından birlikte bakabilmeyi arzu ediyorum. Bilinen bir gerçektir ki; insanın yaratılış güzelliği, kendi elinde değildir. Ancak yüzüne akseden duyguları kazanmak, iç güzelliği dışa aksettirmek ve gönüllerde taht kurmak kendi elindedir. Bu hayret ve hayranlık celbedici ibret levhasını, insan sîmasını daha yakından tanıyalım.</div>
<div>İbret gözüyle bakan için, milyonlarca güzelliği kâinatta bir arada bulmanın mümkün olduğu inkar edilmez bir gerçektir. Gök kubbenin saatlerce bakmaya değer güzelliği, bir gülün büklüm büklüm yaprakları, görünümü, canlılığı, kokusu, her hücresinin akıllara durgunluk veren yapısı hayranlığın ufkunu zorlayan duygulara yelken açan bir dünya Ama insanın yaratılışı, hepsinden başka. Yaratıcımız buyuruyor:</div>
<div>&#8220;Biz, insanı en güzel şekilde yarattık&#8221; (Tîn 95/ 4).</div>
<div>Yaratıcının, insan yüzündeki kudret tecellisi ise hapsinden başkadır. Yaratılış inceliği, içinde yer alan harikulâde kaslar, duyu organlarının yer alışı, konuşurken, gülerken, ağlarken, sevinçli, hüzünlü anlardaki tavrı, gözlerin görmekten öte ifâde ettiği mânâlar, hepsi, hepsi ibret gözüyle bakanı ifâdeden aciz bırakacak derecededir. Ancak bizim burada da asıl üzerinde durmak istediğimiz mânâ, şu hadîsi şerifteki mânâdır:</div>
<div>&#8220;Allah, bir kimsenin içinde sakladığı duyguların örtüsünü o kişinin yüzüne giydirir. Bu duygular hayırlı ise, yüzüne giydirilen örtü de hayırlı, şerli ise o da şerlidir.&#8221;</div>
<div>Osman (r.a.), Rasûlullah&#8217;tan (s.a.v.) aldığı terbiye ile aynı inceliği biraz değişik ifade ediyor: &#8220;Allah, bir kimsenin içinde sakladığı duyguları, mutlaka yüz hatlarına, yüz ifadelerine, konuşurken kullandığı kelimelere ve kelimelerin teleffuz ediliş şekline aksettirir.&#8221;</div>
<div>Ömer (r.a.)&#8217;in aynı inceliği ifade eden bir başka güzel sözü ise şöyledir: &#8220;Kim kendi iç dünyasını, gönlündeki duyguları güzelleştirirse Allah da onun dış dünyasını güzelleştirir.&#8221;</div>
<div>İç dünyanın simâya aksedişini belki tarif zor. Ancak hepimiz bunun her gün değişik örneklerine tanık oluyoruz. Bir insanın, acılarını, üzüntülerini, sıkıntılarını, sevincini, öfkesini yüzünden anlamak mümkündür. Bunların bir çoğu gelip geçici duygular, dolayısıyla yüzdeki geçici ifadeler. Kalıcı olanlar, daha da derin. Devamlı öfkeli ve saldırgan insanın, alın kırışıklıkları, kaşları ve gözleri, yüz hatları ne kadar belirgindir. Devamlı ve derin hüzün bir yüze nasıl da çöker? tedirginlik nasıl da kendini belli eder? İç dünyası kan ağlayan birinin dış dünyasının günlük güneşlik olması, yüzünün gülmesi ne kadar zordur? O kişi gülse, acısı gülüşünde bile bellidir. Biz; &#8220;acı acı gülme&#8221; ifadesini kimler için ve niçin kullanırız? Hilekâr gülüş, içten gülmeden, sırıtma tebessümden ne kadar da farklıdır?</div>
<div>Bir çok insanın iç dünyasını yüzünden okursunuz. Hele de zaman geçmiş, geçen yıllar yüzlerde iz bırakmaya başlamışsa, bu yıllar içinde kökleşen duygular da daha rahat okunabilen izler bırakır. Güzel hasletler de yüzlerde iz bırakır. Yüzdeki nûr çok şey ifade eder. Detaylara bakınca görünümü o kadar da güzel olmayan insanlar görürsünüz. Ancak yüz bütünlüğü, jest, mimik, tebessüm, konuşma, edâ ve tavırlar, vücut hareketleriyle bütünleşince gönlünüzü fethedebilir. İlk bakışta daha güzel görünen birinden daha sevimli ve sıcak gelebilir. Bütün bunların ayrı bir dili vardır ve çok şeyler anlatır.</div>
<div>Tıp dalında Nobel ödülü kazanan, birçok dillere çevrilen ve okunmasında fayda gördüğümüz &#8220;İnsan Denen Meçhul&#8221; adlı eserde yer alan şu cümlelere dikkat ediniz: &#8220;Yüzün, gözün, yanakların, göz kapaklarının ve diğer bütün hatların şeklini, deri altında ve yağ içinde hareket eden düz kaslar tesbit eder. Ve bu kasların durumu da düşüncemize göredir. Şüphesiz herkes yüzüne arzu ettiği ifadeyi verebilir. Fakat bu maskeyi devamlı şekilde muhafaza edemez. Yüzümüz, bizim haberimiz olmadan, yavaş yavaş şuur hallerimizin modeli olur. Ve yaşın ilerlemesi ile de, duyguların, iştihaların, insanın bütün tutkularının en doğru imajı haline gelir. Bir gencin güzelliği, yüz hatlarındaki tabi-î bir ahengin sonucudur. Bir ihtiyarın pek nadir görünen güzelliği ise, onun ruh halinin bir tezâhürüdür. Yüz şuur faaliyetlerinden çok daha derin şeyleri de ifade eder. İnsanın yüzünden yalnız kusurlarını, meziyetlerini, zekâsını, aptallığını, duygularını, en gizli itiyadlarını (alışkanlıklarını) değil, vücut yapısını, organik ve akıl hastalıklarına istidatlarını (uygunluklarını) da okumak mümkündür.&#8221; Bu sözlerin ardından tıbbî bilgiler verdikten sonra bu bölümü şu cümlelerle bitirir:</div>
<div>&#8220;Eski hekimler pek haklı olarak, teşhis ve tahminlerde, mizaca, diyateze ve aksülamele büyük önem verirlerdi. Müşahede etmesini, görmesini bilen için, her insanın yüzünden onun beden ve ruh tarifini okumak mümkündür.&#8221; Şimdi İlâhi kitaba kulak verelim: Zâriyât suresinin 20 ve 21. âyetinde şöyle buyuruluyor:</div>
<div>&#8220;Sarsılmaz iman sahipleri için yeryüzünde nice alâmetler; Allah&#8217;ın varlığına, güç ve kudretine delâlet eden, akla yol gösteren ibretler vardır. Kendi vücutlarınızda da. Görmüyor, dikkat etmiyor musunuz?&#8221; Fetih Sûresinde zikredilen ve Rasûlullah&#8217;a (s.a.v.) yoldaş olan, onun yolundan yürüyenlerin vasıfları zikredilirken dikkat çekilen inceliğe bir daha kulak verelim: &#8220;Onları başkalarından ayıran nişanları, yüzlerinde Allah için yapılan secdenin bıraktığı izlerdir.&#8221; Bu âyeti tefsir ederken âlimlerin söylediği cümlelerden biri şöyledir: &#8220;Yapılan bir iyilik, güzel bir davranış, işlenen hayır, kalbe nur, yüze aydınlık, rızka bolluk verir. İnsanların gönlünde ona karşı sevgi yeşertir.&#8221; Utanmazlığın, meymenetsizliğin, hilekarlığın, yağcılığın, dalkavukluğun, ahlaksızlığın, donukluğun, robotluğun, sadistliğin, işlenen zulüm, yenilen haramların, hıyanet, dalalet, Allah&#8217;a isyan ve günahların çöktüğü yüzlerden söz açarak içinizi karartmak istemiyorum.</div>
<div>Merhum Âkif&#8217;in: &#8220;Kızımın iffeti batmış rezilin gözüne, Acırım tükrüğe billâhi tükürsem yüzüne&#8221; mısrasıyla dile getirdiği tükürüğe değmeyecek yüzleri de ne anlatmak ne de görmek istiyoruz. Eğer böyle bir yüz görmüşseniz, onu unutmak, huzur duymak ve gözlerinizi dinlendirmek istiyorsanız nurlu, safiyet ve tevazu taşıyan bir simaya bakınız veya yumuk ellerini size uzatan bir çocuğun o temiz, günahsız ve berrak yüzüne, ışıldayan gözlerine bakıp sevgiyle bağrınıza basınız. Rabb&#8217;ınıza yönelip hidâyet yolunda Hakka doğru yürümenin ne büyük nimet olduğunu düşünerek şükrediniz. Bazı yüzlerin aydınlığa ak olup parladığı, bazı yüzlerin de karardığı hesap gününde yüzü ak olanlardan, Allah için yapılan secdelerin izlerini taşıyanlardan olmak için duâ ediniz.</div>
<div>Allah Rasûlü&#8217;nü, onun yüz güzelliğini, ruh güzelliğini, O&#8217;nun ve ashâbının geride bıraktığı tatlı hatıraları anınız, unutmayınız. Hayat boyunca hayır düşünen, gönlünü güzel haslet duygularıyla dolduran, davranışlarından asâlet, samimiyet fışkıran, bir araya geldiği mü&#8217;min kardeşlerine daima hakka giden yolu gösterenlerden olunuz. Bu hayatı geride bıraktığınızda, peşinizden gözyaşları dökülürken, hayırlı bir ömürle Rabb&#8217;ına kavuşma sevinciyle kendisi gülenlerden olunuz. Bu güzellikleri söndürmek isteyenlerin de hüsrâna uğrayacaklarını biliniz.</div>
<div>Daraldığımız şu günlerde önceden çekilen sıkıntıları, zorlukları hatırlıyor; güzel sîmaları yok etmeye çalışanların hüsran ve pişmanlıkla kıvrandıkları günleri görme arzusu duyuyoruz. Rabb&#8217;imizin şu değişmez düstûrunu biliyoruz: &#8220;Gevşemeyin, zaaf göstermeyin, hüzne kapılmayın, eğer gönülden inanıyorsanız, üstün olan sizsiniz!&#8221; (Âli İmrân 3/ 139) Bir cemiyette geliştirilmesi, yerleştirilmesi güzel hasletler vardır: İlim irfan sevgisi, öğrenme merakı, öğrenilenleri amele dökme samimiyeti, arayıp doğruyu bulma arzusu, hatayı kabul edip doğruya yönelme irâde ve dürüstlüğü, sağlam karakterlilik, cesaret, gayret, azim, sebat, dürüstlük, alçak gönüllülük, şeref, iffet, cömertlik, muhtaçların elinden tutma, yardıma koşma, güleryüz, tatlı söz, misafir perverlik, hak ve hakikatten kopmama, inandığı değerler uğruna fedakarlık… Ancak bütün bu güzel hasletleri geliştirmek, canlandırmak, yaygınlaştırmak ve sağlam bir nesil elde etmek için gayret varken, dehşet ve üeperti ile çirkef ve rezalet pazarlayan zihniyetlerin paralanırcasına gayretini görüyoruz. Her ne kadar bu çılgınlığa hayretler ediyorsak da onların batıldaki bu denli gayreti, hak yol erlerini ateşleyici olmalıdır. Yeniden güzel hasletleri yakalamanın, safiyete uzanan yolları bulmanın, berraklığı ve kaybolan güzel hasletleri yakalamanın sonsuz istek ve arzusu duyulmalıdır.</div>
<div>Bir şiir hatırlıyorum. Yeni müslüman olan bir sahabî söylüyor. Sa&#8217;dül Aşira kabilesinden Ebu Ziyâb (r.a.).  Av meraklısı biri. Cahiliye günlerinde çok meşhur iki şeyi var: Birincisi, &#8220;Kırât&#8221; isimli putu; ikincisi de &#8220;Sâfî&#8221; isimli av köpeği. İslâmın gönlüne verdiği huzurla, sürurla duygularını şu mısralarda özetliyor: Nûr u Hidayeti yaymak için gelen Rasûlullah yolunu tuttum Bıraktım artık &#8220;Kırât&#8221;isimli putu gerilerde, boş diyarda. Birisi çıksın da haber ulaştırsın Sa&#8217;del Aşîre&#8217;ye Ben, fanî olanı verdim, ebedi saâdeti satın aldım.</div>
<div>Her ne kadar bu gün, ebedi olanın verilip, geçiçi, fanî olanıın alınmaya çalışıldığı acı günleri yaşıyorsak da bu çarpık anlayışın çok sürmeyeceğine, putlardan vazgeçilip, yine güzel hasletletlerle süslenilecek, güzel duyguların dile getirileceği günlerin geleceğine inanıyoruz. Azm, gayret ve samimiyet çok şeyi değiştirecektir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.serafeddinkalay.com/2011/01/28/islam-nurunun-simaya-aksedisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

