Dr. Şerafeddin Kalay

Taksimat Etkinlik ve Programlar
    • Şu anda hiç bir etkinlik yok.
Meyve Bahçesi
Arşiv

Sonbaharın Peşine

Tarih Salı, Ocak 11, 2011 by

Dr.M.Şerafeddin KALAY

Sonbaharın Peşine

   Dünya dönmeye devam ediyor: Hormonlanan meyve ve sebzeler gibi, dengesi bozulan yaz mevsimi de beklenmedik yağmurları, umulmadık rüzgarları, bunaltıcı sıcakları…ile son günlerini yaşıyor. Tepemizde yükselen güneş öyle bir şey söylemese de takvimler son bahara doğru akıyor.

   İnsanların ciddi bir ahlak değişikliğine uğradığı gibi, mevsimlerin ahlakı da değişince nasıl bir sonbahar yaşayacağımızı kestiremiyoruz. Artık sürprizlere de alışkanlık kazandık. Mevsimlerin garipliklerini yadırgamıyoruz. Her yaratılanın bir ömrü bir eceli vardır. İstesek de istemesek de oraya doğru ilerliyoruz. Bu randevu asla kaçıramayacağımız, ihmal edemeyeceğimiz bir randevudûr. Öbür alemin varlığını bilen, rabbine kavuşacağına gönülden inanan insanlar için, bu gerçek fazla bir tedirginlik vermiyor. Belki yaşananları bütün yönleriyle derinliğine düşününce gönül huzuru da veriyor. Eğer âhiret olmayıp da, dünya hayatında yapılanların ilâhi mahkemede hesabı verilmeseydi, mutlak adâlet tecellî edecek olmasaydı işte o zaman huzursuz olunurdu.

   Hırsızların, arsızların, gaspçıların, hortumcuların, çaresiz insanların malına, canına, yarınına göz dikenlerin, duyulan acılardan, dökülen göz yaşlarından zevk alanların, hırsı ekonomik hayatı iktisadı ve nesli ifsad edenlerin, bu ifsadı sürekli kılmaya çalışanların, fitne ve fesadı marifet bilenlerin, kendi zevk alemlerini başkalarının acı, ızdırap ve göz yaşları üzerinekuranların, sebepler icadederek kendi çıkarları için yeryüzünü kana boyayanların yaptıkları yanına kâr kalacak olsaydı işte o zaman hayat manasızlaşır, iç huzuru bütünüyle kaybolurdu.

   Rabbimize sonsuz hamdolsuuun ki, ilâhî adaletin tecelli edeceği, her hak sahibinin hakkına ulaşacağı, son zerresine kadar hakkını alacağı inancını taşıyor, dönüşümüzün Allah’a olduğunu biliyoruz ve huzur duyuyoruz.

   Yeni Bir Öğretim Yılı Başlıyor Ancak yine de gönlümüzde tedirginlik var. Okullar açılıyor. Yeni bir öğretim yılı başlıyor. Yeni heyecanların başlaması gereken günler. Okula yeni gireceklerin, yaz boyu görmediği arkadaşlarını göreceklerin, yeni kitap, yeni çanta, yeni sınıf ve öğretmenlerin nasıl olacağını merak edenlerin karışık duygularla coşkusunu zapt edemeyeceği günler.

   Anne-Babanın, öğretmenlerin, okullarla bağlantılı iş yerlerinin yepyeni bir hareketlilik içinde olması gereken günler. Biz de merak ediyoruz: Acaba, valilik, emniyet, polisler, çevik kuvvet de yepyeni bir hareketlilik içinde mi? Bütün dertleri bitmiş, sokaklarda çocukların, çaresizlerin yatıp kalkmadığı, kapkaççıların kol gezmediği, tinercilerin sığıntı köşeler aramadığı, ortalıkta yüz binlerce işsizlerin dolaşmadığı, ahlâkî çöküntülerin yaşanmadığı, buhranların insanların hayatına göz dikmediği, iç ve dış dünyası yıkılıp da çareyi dünyadan uzaklaşmada bulmadığı, iş ahlâkının çökmediği, akraba ve komşu bağlarının yerle bir olmadığı bir ülkede en büyük mesele edinilen başörtü harekâtının hazırlıkları içindeler mi? Yine okulların önüne barikatlar kurulacak, çocuklarımızın okuma hakkı yine engellenecek mi? Kanunen kamu kurumlarına girişin engellenemeyeceğini biliyoruz; yine keyfi idareleri, yetkileri kötüye kullanımları görecek, kanunu koruyup kollaması gerekenler kanunsuzluk yapınca çaresizliğe gömülecek miyiz? Yine acılar, gözyaşları, taşlaşan kalpler ve akıp giden günler, kaybolan vakitler olacak mı?

   Güzel Hasletler Peşinde

   Bir cemiyette gelişmesi, yerleşmesi gereken güzel hasletler vardır: İlim-irfan sevgisi, doğruyu bulma ve sahip çıkma azmi, öğrenilenleri amele dökme samimiyeti, dürüstlük, sağlam karakterlilik, edeb, cesaret, alçak gönüllülük, güler yüzlülük, tatlı sözlülük, gönül sıcaklığı, kaynaşıcılık, ümit kesmeme, yüce hedefler, ulvî gayeler uğruna sıkıntılara, yokluklara, acılara katlanma… Sevgi, şefkat, merhamet, kanaat, şükür, başkalarının hak ve hukukuna riâyet, güçsüzün elinden tutmak, muhtaca yardım elini uzatmak, kimseyi rencide etmemek, ana-babaya, büyüklere, ilim-irfan dolu insanlara saygı, akrabalık bağlarını güçlendirmek, komşuyu kollayıp gözetmek, dostlara vefa, ince ruh, adâlet, olgunluk, selim zevk, okuma alışkanlığı, iffet ve izzet… Anne- baba olarak, öğretmen- idareci olarak yarının arzulanan neslini yetiştirmeyi, bu yolda hizmet etmeyi, geride hayırlı hatıralar, kapanmayan hasenat defteri bırakmak isteyen insanlar olarak yavrularımızın, gençliğimizin bu hasletlerle donanması hayatının baharında olan işin derinliğini düşünmek, düşüncelerimizi amele dökmek, emek vermek gayret göstermek zorundayız Rabbimiz zikri hakiminde ; birr (güzel haslet ve hayırlı işler) ve takvada bir birinizle yardımlaşınız; destek ve yol gösterici olunuz; bunu için omuz omuza veriniz, hayra vesile olunuz, (maide,4/2 ) buyuruyor. Şu günler de bin bir endişe içerisinde olmak yerine yavrularımız gençlerimiz bu yılı nasıl dolu dolu geçirirler, bedenen geliştikleri gibi rûhen de nasıl gelişirler? Güzelliklerine nasıl daha güzellik katarlar? Nasıl yarınlara daha umutlu bakışlarına vesile olurlar? Onları gördükçe nasıl canlanır heyecanlanırız! nasıl sıkıntılarımızı yorgunluklarımızı unuturuz bir hayra vesile olmanın huzuru ve gururu içinde ışıltılı gözler onları seyrederiz! Bütün bunların heyecanı içinde olmalıydık. Okulları ,okul idarecilerini bu arzu ve duygular içinde ziyaret etmeliydik. Okul idarecileri bizi görünce sevinmeli biz onları görüp konuşunca huzur duymalıydık. Ne olduysa oldu, sanki kandillere katran döktü geceler “çatık kaşlı” düşman bakışlar, saldırgan ve yargılayıcı diller, isyan eden beyinle, taşan sabırlar..dolan isyanlar… biz neyin peşindeyiz! Yavrularımızı gençlerimizi neye kurban veriyoruz? Ahireti hesap etmeyen yarını hesap edermi? Allahı tanımayan büyük küçük tanırmı? Ebedi sadete inan mayan güzel hasletlerin huzuruna inanırmı? Biz neyin peşindeyiz? nereye sürükleniyoruz? Niçin içimizde yorgunluk, gönlümüzde şevk sizlik, acı ve burukluk hissetmeye başladık? Niçin yeni bir güne neşe içinde umutlarla dolu olarak başlamıyor, “Rabbimize hamdolsun,” diyerek günü bitiremiyoruz? Neden sabahın tazeliğini, gönül ferahlığını duyamıyor, kuşların cıvıltısından haz alamıyor, akşam yuvamıza dönüşün, ailece kaynaşmanın sevincini doya doya yaşayamıyoruz.? Ne yazık ki bu sorular, sayfalar dolduracak kadar çok! Ufukları dolduran bir kervanın bir birine bağlı develeri kadar uzun.İçinde dudakları, elleri çatlatacak derecede kuru ve soğukları, rutubetli, rüzgarsız, sıcak bunaltılı bir hava kadar terleticisi var. Ancak asıl cevap vermesi gerekenler konuşma özürlü, düşünme özürlü… Bozuk Plak gibi aynı şeyleri tekrar etmekten, bir papağan gibi kendisine öğretilenden başkasını söyleyemiyor, çok defa inanmadıklarını söyleminin kuruluğunu ve çaresizliğini taşıyorlar. Kayıplarını arayan yoksa, biz aramalı, dertlerimize derman olacak yoksa, biz derdimizin peşine düşmeli, acının içinde lezzeti, sislerin, dumanların içinde yolumuzu, umutsuzlukların içinde umuda giden ip uçlarını, çalışmanın, didinmenin içinde huzur ve rahatlığı bulmak zorundayız. Unutmayalım ki, yumuşak, akıcı, dokunulunca dağılıveren damlacıkların meydana getirdiği dalgalar dev gemileri sarsacak kadar güçlü,yalçın kalelerin altını oyup, onu göçertecek kadar sabırlı, gökyüzüne sular fışkırtacak kadar coşkulu olabiliyorlar. İyi tasarlanmış çelikler, dev gemiler olabiliyor ağır madenler. Suda yüzüp içinde onbinlerce ton taşıyabiliyor. Okyanusları aşıp hedeflerine varabiliyorlar…

Bu konuya henuz yorum yazilmamis.
Yorum Yaz:

You can use these tags:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>