çalışanın hukuku örnek nesil ümmül kura ümmül qura İslam edebinden demetler ş şer şeraf şerafeddin şerafeddin hoca şerafeddin kalay şerafeddin kalay kitapları şerafettin şerafettin kalay 50 nasihat anne babaya nasihat dr şerafeddin kalay dr şerafettin kalay Elli Nasihat hacc imh insan vakfı insan ve medeniyet irşad islam islamda maaş islamda tarife islam hukuku kalay kredi almanın hükmü kuran kuran ikliminden müzakereler medine mekke nasihat nasihatler orneknesil.com revagrup reva yayin sahabeler Sahih-i Müslim sera serafeddinkalay.com Soru Cevap sorularla islamiyet
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Egemenliğin araçları
Altın, her zaman mukavemet edilmez (karşı konulamaz) bir kudretti. Hep de öyle kalacaktır. Mütehassıs ellerin kullandığı altın, ona sahib olanlar için en faydalı bir manivela olacak ve ondan mahrum kalanları imrendirecektir. Altınla en müstakim (en doğru) vicdanlar satın alınır. Kıymetlerin bedelleri, bütün mahsullerin rayiçleri (piyasa değerleri) tesbit olunur. Akdedecekleri istikrazlar (borç istekleri) temin edilmek suretiyle devletlere tahakküm edilir.
Başlıca bankalar, bütün dünyanın borsaları, bütün hükümetlerin kredileri bugün elimizde bulunuyor. Büyük kuvvetlerden biri de basındır. Basın, istenilen herhangi bir fikri tekrar ede ede nihayet doğru imiş gibi kabul ettirir.
Tiyatrolar da buna benzer hizmetler görür. Her tarafta sinema ve tiyatrolar bizim direktiflerimize mutavaat ederler (uyarlar).
Demokrat rejimi durmadan övmek suretiyle hristiyanlar siyasi partilere ayıracak, milli birliklerini yok edecek, aralarına nifak sokacağız. Onlar nihayet âciz kalacaklar ve daima müttehit ve davamıza sâdık oian bankamızın kanununa boyun eğeceklerdir.
Hristiyanlann gurur ve hamakatlarını (ahmakça davranışlarını) istismar ederek onlan harplere sürükleyeceğiz. Onlar, birbirlerini boğazlayarak bizimkilere yer açacaklardır.
Toprağa sahib olmak, daima nüfuz ve kudret doğurmuştur. İçtimaî adalet ve müsavat namına büyük çiftlikleri parçalayacağız. Bu parçaladığımız toprakları candan dileyecek olan köylüler, az sonra işletme hesabına borçlanacaklar ve sermayelerimizin esiri olacaklardır. Büyük malikâneler sahibi olmak sırası bize gelecek ve toprağa sahib olmak bize, iktidar mevkiini temin edecektir.
Piyasada altının yerine kağıt parayı geçirmeğe çalışalım. Altını kasalarımıza çektikten sonra kağıda kıymet verecek de biz olacağımıza göre, bütün hayata hakim olacağız demektir.
İçimizde kendini vecd içinde göstererek halkı inandırmağa muktedir insanlar vardır. Bunları, insan nev’inin saadetini gerçekleştirecek değişiklikle’ri anlatmak vazifesiyle kavimlerin arasına salacağız. Altınla ve müdâyene (borçlanma) yoluyla er geç hristiyan sermayedarları yıkacak olan proletoryayı kazanacağız. İşçilere rüyalarında bile göremeyeceği ücretler vaadedeceğiz. Fakat bir taraftan da zaruri hacetlerin fiyatlarını yükseltmek suretiyle daha büyük faydalar temin edeceğiz.
Bu suretle hristiyanlarm bizzat kendilerine yaptıracağımız ihtilâlleri hazırlayacağız ve bu ihtilâllerin semerelerini biz devşireceğiz.
İstihzalarımızla (alaylarımızla), hücumlarımızla papazları evvalâ gülünç sonra da iğrenç bir hale getireceğiz; dinlerini de bir o kadar gülünç ve o kadar iğrenç bir kılığa sokacağız. Çünkü bizim dinimize, ibadetimize sıkı bağlılığımız, onlara üstünlüğümüzü, ruhlarımızın üstünlüğünü isbat edecektir.
Bütün ehemmiyetli sahalara adamlarımızı yerleştirmiş bulunuyoruz. Musevî (Yahudi) olmayanlara avukat ve doktor tedârikine çalışalım. Avukatlar, bütün bilgilere vakıftırlar. Doktorlar, bir eve girdiler mi, artık onlar o evin sırdaşları ve vicdanlarının güdücüleri olurlar.
Fakat bilhassa tedrisâtı istismar edelim; böylelikle bize faydalı olan fikirleri neşretmiş ve dimağları istediğimiz kalıba dökmüş oluruz.
Eğer bizimkilerden herhangi biri adaletin pençesine düşmek bedbahlığına uğrarsa, yardımına koşalım. Ve onu hâkimlerin bizzat kendimiz hâkim olmamıza intizaren ellerinden kurtarabilecek kadar şahit bulalım.
Hristiyanlann mağrur ve muhteris hükümdarları, süse boğulmuşlardır. Bir çok da ordulan vardır. Biz onlann çılgınlıklarının dilediği her şeyi tedarik edebilmelerine elverecek parayı temin edeceğiz ve böylelikle yularlarını elimize alacağız.
Erkeklerimizin hristiyan kızlarıyla evlenmelerine mâni olmaktan sakınalım: Çünkü biz, o kızlar vasıtasıyla en kapalı mahfillere hulul (sızma imkanı elde) edeceğiz Kızlarımızın Musevî olmayanlarla evlenmeleri de bize daha az faydalı olmayacaktır. Çünkü, Yahudi bir ananın çocukları bizimdir. Hristiyan kadınların, dinlerinin usûl ve ameline bağlılıklarını gevşetmek için serbest izdivaç (evlilik) fikrini yayalım)
Muhakkar (küçük düşürülmüş) ve mazlum İsrael Oğullan, asırlardan beri iktidara doğru bir yol açmağa çalıştılar. Artık hedefe ermek üzeredirler. Şimdi onlar mel’un hristiyanlann iktisadi hayatlarını kontrollan altına almış, siyaset ve örf üzerinde büyük tesirler gösterecek hale gelmişlerdir.
Önceden muayyen ve matlûp bir anda hristiyanlann bütün sınıflarını yakıp bize esir edecek ihtilâli koparacağız. Çünkü, Allah’ın kavmine vaadi böylelikle yerine getirilmiş olacaktır.
Asıl hedefe doğru
Yıllar yılı Yahudilerin problemleri Hristiyan dünya ile idi. Yukarıdaki cümleler de zaten açık ve net olarak bunu ortaya koymaktadır. Büyük bir gayretle, dâvalarına bağlılıkla, ümit yitirmeyişleriyle, plan, program ve organize gayretleriyle tarih sürecinde bu yönde aldıkları yol, geldikleri nokta gözler önündedir.
Ancak sıra “Vadedilnıiş Topraklar”da devlet kurmaya gelince asıl hedefin İslama ve Müslümanlara doğru yöneldiği de açıktır.
Yeryüzünde sığınacak yer ararken vaktiyle kendilerine el uzatan Osmanlı’ya basit seviyede de olsa vefa göstermek yerine, nasıl onun yıkılışını hazırlama plan ve gayretlerine girdiklerini, neler yaptıklarını… yakın tarihi inceleyen herkes ibretle görecektir. Kendilerine geçit vermeyen, gerçekten bir siyâsî dehâ olan, Bismark’ın; “Dünyadaki bütün akim yüzde doksanı ondadır” dediği Abdülhamid Han’a günümüzde bile devam eden hınçlı saldırışlarnın asıl sebeplerini daha iyi anlayacaklardır.
Şimdi de okuduklarımıza, yaşadıklarımıza ek olarak önümüzdeki günlere yönelik bilgi ve ibret dağarcığımızı artırmak için şu satırları okumanızı istiyorum.
Bu satırlar, bu gün elde bulunan ve bizim kesinlikle tahrif edildiğine inandığımız Tevrat’tan alınmış satırlardır.
Günümüzde, Kur’ânı Kerîm’i didik didik arayıp içinden yanlış yorumlarla da olsa zihin bulandırabilecek bir kelime bulabilmenin gayretinde olanlan, yıllar ön cesi fikri ve zikri yamuk olanların kitaplarını karıştırıp oradan ip uçları bulmaya ve aldıkları kokularla devam edenleri de bu satırları okumaya davet ediyorum. Zira, bir çoğunu aktarmaya bile gönlümüz razı olmadığı, hepimizin kanını donduracak derecede ibareler var. Hiç yorum yapmadan, bunlardan bir kaç örnek veriyoruz:
“Rabbin sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin. Gözün onlara acımayacak, onların ilahlarına kulluk etmeyeceksin…” (Tevrat, Tesniye 7/ 4)
“Seninle milletler kıracağım ve seninle hükümetler harap edeceğim… Seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım. Seninle valileri, kaymakamları kıracağım…” (Yeremya 51/ 1923)
“Ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve krallar sana hizmet edecekler… ve milletlerin servetinin sana getirilmesi ve onlann krallarının sana getirilmesi için kapıların daima açık duracak ve o milletler tamamen harap olacak… Seni tazyik edenlerin oğulları eğilerek sana gelecekler ve seni tahkir edenlerin cümlesi senin ayaklarının tabanlarına düşüp sana kulluk edeceklerdir…” (İşaya Bab: 60)
Tevrat’ta bu anlamı vurgulayan, bütün dünyayı ve bütün imkanları İsrail Oğullarının emrine sunan bir çok ifâde var.
Ancak biz, yaşadığımız bütün tecrübelerin de işaret ettiği gibi, İsraillilerin geleceğe yönelik planlarının şüphe götürmez temeli olan bu kitaptaki, hepimizi yakından ilgilendirdiğine inandığımız bir kaç noktaya daha dikkat çekeceğiz:
“Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak. Sınırınız, çölden ve Lübnan’dan, ırmaktan (Fırat Irmağından) garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, İlâhınız Rab, size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.” (Tesniye 11/ 24)
“Rabbin sana miras olmak üzere verdiği bu kavimlerin (yedi kavim) şehirlerinden hiç bir can sağ bırakmayacaksın, ancak onları… tamamen teief edesin.” (Tesniye 20/ 16)
Şimdi düşünme zamanı
Hedef alman bu yedi kavim kim.? Biz bu yedinin içinde miyiz, dışında mı? Elbette yaşadıklarımızdan sonra beynimizde bir dizi soru uçuşuyor…
Bir milletin ahlâkı, karakteri üzerinde en güçlü tesir, şüphesiz, dîninin, ona dayalı inançlarınındır. Hele de sözü edilen millet, dinine bağlı, fertleri dindar, devleti de bu dindarlığı teşvik eden bir milletse…
Doğrusunu söylemek gerekirse Yahudiler, kendi dinlerine taassup derecesinde bağlı bir toplum, İsrail de varlığını dinine borçlu, temellerinini de dînî temeller üzerine kuran bir devlettir. Emellerine ulaşmak için de aynı çizgiyi takip ettikleri, eilerine geçen her imkanı, her ferdi, hatta her devleti kullandıkları, işlerine gelen her yolu mubah gördükleri de tanık olunan bir gerçektir.
Ele geçirdikleri büyük imkanlar ve süper destekçiler sayesinde dünyayı takmadıkları, kamu vicdanlarını hiçe saydıkları, insanlığın sesine kulak tıkadıkları, kendi kalplerini de hiç sızlamayacak kadar katılaştır-dıkları da ayrı bir ibret levhasıdır.
Kendi yurdunun, insanının hayrını istediği gibi, dünyada yer alan her canlının hayrını isteyen ve bu konuda samimi olan insanların çok derin düşünmeleri, el ele verip bir şeyler yapmanın gayreti içinde olmaları gereken çok ciddî dönemeçlerde seyrediyor, uçurumlardan geçiyoruz.
Basiretli gözlere, sevgi ve merhamet dolu gönüllere, dünyada yaşayan herkesin dünya ve âhiret hayrını arzulayanlara, insanlığın gerçek saadet ve selametini isteyenlere ve bu yolda gayret gösterenlere ne kadar da ihtiyacımız var…
Ve gaflet karanlığı ne kadar derin, menfaat denizi ne kadar engin..
Sayın Şerafettin Hocam bilgilendirdiğiniz için ALLAH sizden razı olsun