çalışanın hukuku örnek nesil ümmül kura ümmül qura İslam edebinden demetler ş şer şeraf şerafeddin şerafeddin hoca şerafeddin kalay şerafeddin kalay kitapları şerafettin şerafettin kalay 50 nasihat anne babaya nasihat dr şerafeddin kalay dr şerafettin kalay Elli Nasihat hacc imh insan vakfı insan ve medeniyet irşad islam islamda maaş islamda tarife islam hukuku kalay kredi almanın hükmü kuran kuran ikliminden müzakereler medine mekke nasihat nasihatler orneknesil.com revagrup reva yayin sahabeler Sahih-i Müslim sera serafeddinkalay.com Soru Cevap sorularla islamiyet
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Anneler, çocuklarınızı emziriniz.
Ebu Hureyre(ra) anlatıyor:
“Bir adam Rasûlullah(sav) Efendimiz’e; “Ya Rasûlallah! En çok yakınlık ve dostluk kime göstermeliyim. Bu konuda üzerimde en çok hakkı olan insan kimdir? diye sordu.
Efendimiz(sav) ona şöyle cevap verdi:“Annen, sonra annen, sonra yine annen. Sonra da baban. Daha sonra da akrabalikta sana yakın olanlar.” [1]
Hadis-i şerif, bilinen ve farklı lafızlarla birçok kaynaklarda da yer alan bir hadistir. Biz daha derli toplu olması sebebiyle Sahih-i Müslim de yer alan bir rivayeti seçtik.
Bu hadis annenin çocuğu üzerindeki hakkının başkalarından çok daha fazla olduğunu vurgulayan bir hadistir. Annenin hakkı babadan da çoktur. Hamilelikte katlandığı sıkıntılarla, yavrusunu ağrılar ve sancılarla dünyaya getirişiyle, sonraki günlerde de onu emzirişi ve ihtiyaçlarını giderişi, ona şefkatle kanatlarını gerişiyle…
Rabbimiz Zikr-i Hakîm’de şöyle buyurur: “Biz insana anne-babasını vasiyet etmişizdir. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. İki yıl içinde de sütten ayrılmıştır. Bunun içindir ki; önce bana sonra ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Şüphesiz dönüş banadır.” (Lokman Sûresi – 31/ 14)
Bu hizmetlerin içinde bir annenin çocuğunu emzirmenin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Diğer bir âyete; “Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Bu, emzirmenin tam olmasını isteyenler içindir,” (Bakara 2/ 233) buyrulur.
Anne sütünün bebek için kıymeti tartışılamaz. Hiçbir akıl, ilim, irfan ve insaf sahibi de anne sütünün çocuk için faydasını inkar edemez.
Anne sütü, gerçekten büyük bir nimettir ve ibret vericidir. Çocuğun doğumuyla sütün de harekete geçişi, içinde çocuğa lazım olan bütün gıdaları bulunduruşu, onu hastalıklardan koruyuşu, vücud direncini geliştirişi, anneye sağladığı faydalar ve daha niceleriyle üzerinde ibretle düşünülmesi gereken bir pınardır. Rahman’ın hakiki manada şükredilmesi gereken bir lütfudur.
Doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde anne sütünün çocuğa lazım olan bütün besin maddelerini içinde bulundurduğu, başka ek bir gıdaya ihtiyaç olmadığı, hatta ilk 4 ay içinde ek suya bile ihtiyaç duyurmadığı tıbben bilinen gerçeklerdendir.
Süt emzirmenin kemali, ekserî ilim ehline göre âyet-i kerîmede de zikredildiği gibi iki yıldır. Ancak bu şart değildir. İki yıldan fazla olabileceği gibi az da olur. İki yılın doluşuyla kemal bulunca daha emzirilemez veya emzirilirse doğru olmaz diye bir kaide yoktur. Ancak emzirme devresi geçince çocuğun sütten kesilerek diğer gıdalarla beslenmesi daha doğru olandır.
İki yıl dolmadan da çocuğun kendisi anneyi emmeyebilir veya annenin sütü kesilebilir. Bütün bu durumlarda çocuk ve anne için en uygun olan araştırılır ve ona göre hareket edilir.
Çocuğun sıhhatinin düşünülmesi gerektiği gibi annenin sıhhatinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Süt emzirme, anne ile çocuk arasındaki duygu bağlarını da güçlendirir. Annenin ve çocuğun birbirlerine sevgilerini artırır. Çocuğun kendisini güven içinde hissetmesini sağlar. Bu, çocuk için anne sütünün gıda değerinin yanında ayrı bir kıymet taşır.
Bunun içindir ki anneler çocuklarını emzirme konusunda arzulu ve ısrarlı olmalı, ihmalkâr davranmamalıdırlar. İhmal hem kendilerine, hem de çocuklarına sonradan tamiri mümkün olmayan zararlar verebilir.
Çocuklar hakkında araştırma yapan her ilim ehli, süt emme ile ilgili bilgi vermek, müsbet yönde tavsiyelerde bulunmak, anneleri çocuklarını emzirmeye teşvik etmek zorundadır.
Bu noktada üzerinde durulması, cevap verilmesi gereken bir soru akla geliyor: Anneler çocuklarını emzirmek zorunda mıdır?
Günümüzde İslâmî hükümlere göre bir annenin çocuğunu emzirmek zorunda olmadığı, istemiyorsa emzirmeyeceği, kocasının da kendisini bu konuda zorlayamayacağı dile getiriliyor. Bu eksik bir bilgidir. Ne yazık ki bu eksik bilgi kesin ve net bilgi imiş gibi sık sık tekrarlanıyor. Bunu akademik kariyeri olanlardan duyduğumuz gibi, resmî vasfı, temsil yetkisi olan ağızlardan da duyuyoruz.
Konuya açıklık getirmeden önce bu tür sözlerin -kimden gelirse gelsin- yarım bilgilere dayalı sözler olduğunu vurgulayalım. Yarım bilgilerden neticeler çıkarmak, bunun üzerine binalar kurmak da çok defa hiç bilmemekten daha büyük zararlara sebep olur. Temeli çürük veya zemini baştan çökük bina kurma hastalığı son yıllarda çokça rastladığımız hastalıklardandır.
Kaynaklarımızın verdiği bilgiler, bir annenin kendi çocuğunu emzirmek zorunda olduğunu dile getirirler. Bu, dînen annenin üzerine vaciptir. Ortada tıbbî bir sebep yoksa, çocuğunu emzirmeyen anne, bu ihmalinden veya inadından dolayı dînen sorumludur ve vebal kazanır. Hüküm böyledir. Hatta bir anne; “-Çocuğun nafakası babasının üzerinedir. Ben çocuğu ancak ücret karşılığı emziririm,” dese, emzirmenin karşılığı olarak ücret alamaz. Çünkü o, çocuğunu emzirdiğinde üzerine vacip olan bir işi yapmıştır. Emzirmek istemeyişinin de tıbbî bir sebebe dayanmadığı ortaya çıkmıştır. Yabancı bir kadın ise emzirme karşılığı ücret alabilir; çünkü onun üzerine başkasının çocuğunu emzirmek vacip değildir.[2]
Bir çocuk için, en uygun olan sütün kendi annesinin sütü olduğunda, bir annenin kendi çocuğunu emzirirken ona başka annelerden daha şefkatli davranacağında şüphe yoktur. Bunun hem anneye hem de çocuğa faydalar sağladığını daha önce dile getirmiştik.
O halde “bir kadının kendi çocuğunu dahi emzirmek zorunda olmadığı” fikri nereden kaynaklanmış ve nasıl bu şekilde dillere düşmüştür? Yarısı alınıp, diğer yarısı unutulan veya bilinmeyen, dolayısıyla zihinleri bulandıracak şekilde dillerde dolaşır hale gelen sözlerin temeli şu hükme dayanır:
İslâm hukukuna göre nafakayla sorumlu olan evin erkeğidir, yani çocuğun babasıdır. Âyet-i kerîmede; “Çocuklarını emziren annelerin beslenmesi ve giydirilmesi imkan çerçeveleri içinde baba tarafına aittir. Bir insan ancak gücü, imkanı derecesinde sorumlu tutulur.”(Bakara 2/ 233) buyrulmaktadır. Çocuğun emeceği süt de bir nafakadır ve bundan sorumlu olan babadır.
Bunun içindir ki, bir anne çocuğunu emzirmez veya emzirmek istemezse, baba onu hakim yoluyla emzirmeye zorlayamaz. Çocuğuna bir süt anne bulmak ve çocuğunun beslenmesini sağlamak zorundadır.
Bir başka ifadeyle; bir anne mahkeme yoluyla çocuğunu emzirmeye zorlanamaz. Hâkim de böyle bir yetkiye sahip değildir. Buraya kadar olan bilgi doğrudur, ancak tam değildir.
İslam Hukukunda âile sırlarının mümkün olduğunca korunması, hakimin âile içine müdahalesinin en zarurî seviyede tutulması asıldır. Ancak babanın veya hâkimin anneyi zorlama yetkisinin olmaması, bir annenin çocuğunu isterse emzirmeyeceği veya emzirmezse günahkâr olmayacağı manasına gelmez. Hadisenin hâkimin müdahale hakkı (yani kazâ) açısından değerlendirilişi ile mânevî sorumluluk (yani dînî) açıdan değerlendirilişi birbirinden farklıdır. Nitekim nice dînî vazîfelerimiz vardır, hakim bu vazîfelerimizi yapıp yapmadığımıza müdahale etmez, etmemelidir. Fakat onlar bizim üzerimize farzdır veya vâcibtir ve biz onları yerine getirmek zorundayız. Yerine getirmezsek bunun hesabını ilâhî mahkemede veririz. Bu sebeple konu iki açıdan da ele alınmalı ve değerlendirmeler birbirine karıştırılmadan yapılmalıdır.
Ayrıca; çocuk başka annelerin göğsünü kabul etmiyorsa veya başka süt anne bulunamıyorsa böyle bir durumda hakim zorlama hakkına da sahiptir. Çünkü çocuk için hayatî tehlike ortaya çıkmıştır ve hem baba, hem de hakim bunu önlemek zorundadır. Dolayısıyla bu durumda anne çocuğu emzirmeye icbar edilir.[3]
İslâm adına bilgi verilirken veya açıklama yaparken önce o bilgi, kaynağından tam öğrenilmeli, sonra zihinlerde yanlış anlamalara veya istifhamlara yol açmayacak şekilde bütünüyle aktarılmalıdır.
İslâmî ilimlerle araya kazılan uçurumlar, üst üste gelen baskılar, bir birini takip eden hukuk ihlalleri ve dayatmalar insanımızı çılgınlık derecesinde İslâmî bilgilerden koparmıştır. Bir çok bilgiler kulak dolgunluğu ile elde edilir hale gelmiştir. Asırlarca dünyanın gözbebeği olan bir millet, kof bir boşluğun, hedef ve gayesizliğin içine itilmiş, sahralarda yol alan bir insanın hayalindeki su gibi ilim uzaklarda kalmıştır. Biriken eksik veya bulanık bilgiler, zihinlerin daha da karışmasına zaten var olan sıkıntıların büyümesine, iç bünyede çatışmaların yaşanmasına sebep olmuş, cemiyet hayatına, âile yuvalarına menfî tesir eder hale gelmiştir.
Her iyi niyetli insan, ne yaptığına, ne yapmak istediğine dikkat ederek hareket etmelidir. Bu gün bulunduğumuz nokta gerçekte üzerinde düşünülmesi ve gelecek için ciddî planların yapılması gereken bir noktadır. Sular durulmalı, bilgiler berraklaşmalı, duygular ve hassasiyet canlanmalı, sisli havadan, bulanıklıktan hoşlananlara fırsat verilmemelidir.
____________________________
[1] Sahih-i Buhârî, Edeb ( 18/ 177), Sahih-i Müslim, Birr Ve Sıla (4/ 1974). Lafız Müslim in rivayetinde yer alandır.
[3] Bak: Bedâyiu s-Sanâyi , Kâsânî (4/ 40-41).
[2] Bedâyiu s-Sanâyi , Kâsânî (4/ 40-41).